Vatandaşlığın da Tarifesi Var!
Türkiye’de yıllarca yaşayan, çalışan, vergisini ödeyen ve Türkçe öğrenen bir yabancı, vatandaş olmak istediğinde beş yıllık ikamet şartıyla karşılaşıyor. Ülkeye yeni gelen varlıklı biri ise yatırım yaparak aynı vatandaşlığa daha kısa yoldan başvurabiliyor.
Peki, birinden yıllarını, diğerinden neden parasını istiyoruz?
Vatandaşlık yalnızca pasaport taşımak değildir. Seçimlerde oy kullanmayı, ülkede yaşama hakkını ve devletle karşılıklı sorumlulukları da kapsar. Bu yüzden vatandaşlığın hangi şartlarla verildiği hepimizi ilgilendirir.
Vatandaşlıkta iki ayrı kapı
5901 sayılı Kanun’a göre genel yoldan vatandaşlık almak isteyen bir yabancıdan beş yıllık kesintisiz ikamet, yeterli Türkçe bilgisi, Türkiye’ye yerleşme niyeti, geçimini sağlayabilme ve güvenlik şartları isteniyor. Bütün şartları karşılaması bile vatandaşlığı kazanacağını garanti etmiyor.
Yatırımcıya ise başka bir yol açılıyor. En az 400 bin dolarlık uygun taşınmazı üç yıl satmamak şartıyla satın alan yabancı vatandaşlığa başvurabiliyor. Banka mevduatı ve bazı yatırım türlerinde sınır 500 bin dolar. En az 50 kişiye iş sağlamak da başka bir seçenek.
Elbette para yatıran herkes otomatik olarak vatandaş olmuyor. Başvurular inceleniyor, güvenlik kontrolleri yapılıyor. Ancak genel başvurudaki beş yıl yaşama ve Türkçe bilme şartları yatırımcıdan aynı şekilde istenmiyor.
Devlet, yıllarca Türkiye’de yaşayanla parası olan kişiye aynı şartları uygulamıyor.
Bu ayrıcalığı yalnızca döviz ihtiyacıyla açıklayabilir miyiz?
Yatırım için vatandaşlık şart mı?
Türkiye’nin yabancı yatırıma ihtiyacı var. Fabrika açan, üretim yapan, ihracat gerçekleştiren ve insan çalıştıran yatırımcı ülkeye katkı sağlar.
Devlet bu kişilere vergi kolaylığı, uzun süreli oturum izni ve çalışma hakkı tanıyabilir. Bunun için vatandaşlık vermek zorunda değil.
Üstelik fabrika kurmakla hazır bir daire satın almak aynı şey değil. Fabrika üretim ve istihdam sağlar. Daire satışı ise çoğu zaman mevcut mülkün sahibini değiştirir.
Konut satışından ülkeye döviz girebilir. Fakat üç yıl sonra satılabilecek bir evle yıllarca üretim yapacak bir fabrikanın ülkeye katkısı aynı değildir.
Devletin yatırımın yalnızca tutarına değil, ülkeye ne kazandırdığına da bakması gerekmez mi?
Türkiye’de konut fiyatları ve kiralar zaten milyonlarca insanın sorunu. Bunun bütün sorumluluğunu yabancı alıcılara yükleyemeyiz. Enflasyon, arsa fiyatları, inşaat maliyetleri, düşük gelirler ve sosyal konut eksikliği de ortada.
Yabancı talebinin fiyatlar üzerindeki etkisi ayrıca araştırılmalı. Fakat vatandaşın ev almakta zorlandığı bir ülkede, ev satın alan yabancıya vatandaşlık yolu açılmasının sorgulanması kadar doğal ne olabilir?
Burada itiraz yabancının ev almasına değil, ev almanın vatandaşlık kazanmanın yollarından biri yapılmasına.
Denetim varsa usulsüzlükler nasıl yaşandı?
2026 yılında ortaya çıkan soruşturmalar, yatırım yoluyla vatandaşlıkta ciddi usulsüzlük iddialarını gündeme getirdi. Sahte taşınmaz değerlemeleri ve gerçeği yansıtmayan para hareketleriyle çok sayıda kişinin vatandaşlık kazandığı açıklandı.
Bu iddialar bütün yatırımcıları suçlu yapmaz. Ancak sahte belgelerin nasıl kabul edildiği ve denetimlerin neden yetersiz kaldığı açıklanmalı.
Devlet, usulsüzlükleri vatandaşlık verdikten sonra değil, başvuru sırasında önlemeli.
Vatandaş olmak için o ülkeyi tanımak gerekmez mi?
Almanya, Fransa, ABD ve Kanada gibi ülkeler genel vatandaşlığa kabulde dil ve ülke bilgisi arıyor. Yaş ve sağlık gibi nedenlerle istisnalar bulunuyor.
Türkiye’nin yatırım yoluyla vatandaşlık uygulaması farklı. Yine de bir insanın vatandaşı olmak istediği ülkenin dilini, hukukunu ve temel kurallarını bilmesini istemek neden yanlış olsun?
Uluslararası Adalet Divanının 1955 tarihli Nottebohm Kararı, vatandaşlıkla kişi arasındaki gerçek bağı ele alıyor. Karar bütün ülkelere ortak vatandaşlık şartları getirmiyor. Dava, bir devletin verdiği vatandaşlığın başka bir devlete karşı diplomatik koruma amacıyla kullanılmasıyla ilgiliydi.
Dil bilmek insanı iyi vatandaş yapmaz. Tarih sınavını geçmek de ülkeye bağlılığı kanıtlamaz. Fakat Türkiye’de hiç yaşamadan, Türkçe öğrenmeden ve toplumla ilişki kurmadan siyasi hak kazanılmasını tartışmak zorundayız.
Bunu istemek yabancı düşmanlığı değildir. Bir insanın nerede doğduğu, dini veya kökeni değil, Türkiye ile kurduğu ilişki önemlidir.
Eleştirimiz yabancılara değil, kuralları koyan devlete yöneliktir.
Vatandaşlığın fiyatı olur mu?
Yatırımcıya oturum ve çalışma kolaylığı sağlanabilir. Üretim yapan, istihdam oluşturan ve ihracat gerçekleştiren yatırımlar desteklenebilir.
Vatandaşlık içinse belirli bir süre Türkiye’de yaşamak, temel düzeyde Türkçe bilmek ve vatandaşlık haklarını tanımak gibi şartlar aranmalı. Yaş ve sağlık durumları da dikkate alınmalı.
Devlet kaç kişinin başvurduğunu, kaçının kabul edildiğini, ülkeye ne kadar yatırım geldiğini ve usulsüzlük nedeniyle kaç vatandaşlık kararının iptal edildiğini de açıklamalı.
Üç yıl sonra satın alınan ev satılabilir. Vatandaşlık ise kural olarak devam eder. Yatırım sona ererken vatandaşlığın verdiği siyasi haklar sürer.
Asıl çelişki burada.
Yıllarca bu ülkede yaşayan bir insandan istenen şartlardan, parası olan başka biri için neden vazgeçiliyor?
Türkiye’nin dövize ihtiyacı olabilir. Ama döviz ihtiyacı vatandaşlığın hangi şartlarla verileceğini tek başına belirlememeli.
Vatandaşlık bir tapu senedi değildir. Bir dairenin fiyatı olur, vatandaşlığın tarifesi olmamalı.

Yorumlar
Yorum Gönder