Kurumsallaşan iyilik ve sarsılan güven
İnsanlık tarihini ayakta tutan şey yalnızca kurduğu şehirler, kazandığı savaşlar ya da ürettiği teknoloji değildir. Medeniyetleri asıl yaşatan, güçlülerin zayıflara nasıl davrandığıdır. Bir toplumun gerçek karakteri, refah günlerinde değil; yoksuluna, yetimine, yaşlısına ve afetzedesine uzattığı elde ortaya çıkar. Bir lokma ekmek, bir battaniye, bir ilaç ya da bir öğrencinin eğitimine yapılan küçük bir katkı yalnızca maddi bir yardım değildir. Bunlar, insanın vicdanını diri tutan ve toplumu ayakta tutan ahlaki davranışlardır. Türk milleti, yüzyıllar boyunca bu anlayışı bir hayat biçimine dönüştürdü. Orta Asya'da imeceyle başlayan dayanışma kültürü, Selçuklu'da vakıflarla güç kazandı, Osmanlı'da şehirlerin ruhunu şekillendirdi, Cumhuriyet döneminde ise yeni kurumlarla yoluna devam etti. Bu topraklarda iyilik hiçbir zaman yalnızca bireysel bir tercih olmadı; toplumsal hayatın görünmeyen direklerinden biri hâline geldi. Çünkü insanlar biliyordu ki bugün veren el, yarın alan el...