Kayıtlar

Eylül, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gerçek dinlenme ne zaman mümkün?

Resim
  Sokağa çıktığımızda, metroya bindiğimizde ya da bir iş yerine girdiğimizde aynı manzarayla karşılaşıyoruz: yorgun yüzler, dalgın bakışlar, düşük omuzlar. İnsanlar sürekli bir yere yetişiyor ama vardıkları yerde de rahatlayamıyor.  İş bitse borç bitmiyor, mesai bitse telefon susmuyor. Dinlenmek için ayrılan zamanda bile ertesi günün hesabı yapılıyor. Bu yorgunluk yalnızca uykusuzluktan kaynaklanmıyor. Geçim sıkıntısı, uzun çalışma saatleri, gelecek kaygısı, dijital gürültü ve giderek zayıflayan toplumsal bağlar insanı birlikte tüketiyor. Otuzlu, kırklı yaşlarındaki birçok kişinin kendini çok daha yaşlı hissetmesi boşuna değil. Gençlik biraz da gelecek kurabilme duygusu olduğu halde otuza gelmeden neredeyse emeklilik hayatı gibi bir şeyler düşünülüyor. İnsan hayatını iyileştireceğine inanmadığında erkenden yaşlanmaya başlıyor. Çalışıyoruz ama ilerleyemiyoruz Milyonlarca insan sabahın erken saatlerinde evden çıkıyor, kalabalık araçlarda uzun süre yol gidiyor ve kâğıt üzerinde s...

Payına Sabır Düşenler

Resim
  Züğürt Ağa ’da köy sandığı açılır. Ağanın adayına yalnızca bir oy çıkmıştır. Köylüler, kendilerine cennetten tapu vaat eden Şıh’ın gösterdiği adaya oy vermiştir. Ağa öfkelenir: “Ulan, dünya tapusu alamadınız mı?” Kahya cevap verir: “Onlar çoktan dağıtıldı.” Sahneye güleriz. Kahyanın ne dediğini de gayet iyi anlarız. Bir arkadaşım cebinden 150 milyon lira nakit koyup sanayi tesisi kurdu. Borçlanmadı. Tesis tamamlandı, üretim başladı. Fakat piyasanın nakit açısından en zor dönemine denk geldi. Parası tesise bağlandı; işletmeyi çevirecek sermayesi kalmadı. Şimdi kurduğu tesisi ayakta tutmaya çalışıyor. İnşallah başaracak. Bir hanımefendi ise eşiyle birlikte aynı miktarda para yatırıp dört ayda iki milyar lira geri aldı. Arkadaşım dün aradı. Hasan Celal Güzel’in bir yazısının başlığını hatırlatıp “Ben ne enayiymişim abi!” dedi. Anaparasını geri almayı düşünmek bir yana, üretimi sürdürebilmek için nakit bulması gerekiyor. Elektrik faturası makineyle ödenmiyor. Borçsuz tesis kuran biri...

Yalnızlık kader değil, düzen meselesi

Resim
Dünya, kurulandan bugüne kadar bu kadar kalabalık bir nüfusla yaşamadı. Şehirler, sokaklar insanlarla dolup taşıyor. Dünya bu kadar kalabalıkken, kurulduğu günden bugüne belki de insanlar bu kadar da yalnız yaşamadı. Telefon rehberleri yüzlerce isimle dolu. İş hayatından, siyasi çevrelerden, sosyal çevrelerden ve sosyal medyadan binlerce kişiyle tanışıyoruz. Yakınımızda ya da televizyonda her gün gördüğümüz birini görmediğimizde, "Herhâlde bir yere gitmiştir" deyip geçiyoruz. Sonra bir haber düşüyor önümüze: Günlerdir kendisinden haber alınamayan kişi, evinde ölü bulundu. Hem de televizyonlarda üç dört popüler dizide oynayan bir sanatçı… Bu kadar şöhret ve çalışma içerisinde nasıl bir yalnızlık? Yalnız ölüm: Modern yalnızlığın acımasız yüzü Üzülüyor, sonra başka habere geçiyoruz. O tek cümlenin arkasında nasıl bir hayat vardı, bilmiyoruz. Kim bilir, kaç sabah aynı sessizliğe uyandı? Kaç akşam konuşacak birini aradı? Kapının önünden geçen ayak seslerini kaç defa kendisine gele...

Halk değişti, siyaset hâlâ eski defteri okuyor

Resim
  Türkiye’nin son otuz beş yılına yalnızca seçim sonuçlarından, parti kongrelerinden ve liderlerin konuşmalarından bakarsak asıl değişimi göremeyiz. Siyasi değişim, insanların devletle günlük temasında oluşur. Hastanede alınamayan randevu, mülakatta açıklanmayan eleme, ay sonunda ödenemeyen kira ve mahkemede uzayan dosya zamanla siyasi bir kanaate dönüşür. İnsanlar rahatsızlıklarını her gün yüksek sesle anlatmaz. Siyaset de konuşulmayanı onay zanneder. Sandık kurulduğunda, uzun süredir fark edilmeyen bu kanaat sayıya dönüşür. Toplumsal değişimin ilk işaretleri çoğu zaman resmî göstergelerde yer almaz. İş bulamayan mezunun başka bir ülkeye gitmeyi düşünmesinde, torpille elenen adayın kamu kurumlarından uzaklaşmasında, emeklinin temel harcamalarını kısmaya başlamasında ve yıllardır aynı partiye oy veren kişinin artık tercihini çevresine açıklamak istememesinde görülür. Siyaset bunları izleyemezse meydan kalabalıklarını toplumun tamamı, kendi teşkilatından gelen bilgileri de ülkenin g...

Meşe Dumanından Uzun Duvar’a: Karacaköy ve Çatalca

Resim
  İstanbul’un batısında, Çatalca’nın Karadeniz’e doğru uzanan köylerinde meşe odunundan mangal kömürü üreten aileler var. Odunların kubbe biçiminde dizildiği, üzerinin ot ve toprakla kapatıldığı torluklar günlerce yanıyor. Üreticiler bu süre boyunca ateşin başından ayrılmıyor; dumanı, toprağın sıcaklığını ve açılan hava deliklerini kontrol ediyor. Bu yolculuğun çıkış noktası Karacaköy. Ancak anlatılacaklar yalnızca bir köy veya mangal kömürünün yapım aşamalarıyla sınırlı değil. Ormanlı’daki çeltik tarlaları, Yalıköy ve Evcik kıyıları, ormanın arasında kalan Anastasios Surları var. Yola Çatalca’dan çıkıyor, Karacaköy’de torlukların başında duruyoruz. Ardından kömür üretiminin sürdüğü çevre köylere, Karadeniz kıyısına ve bölgenin tarihî yapılarına yöneliyoruz. Çatalca’dan Karacaköy’e Giden Yol Karacaköy’e ulaşmak için kullanılabilecek güzergâhlardan biri Mahmutbey gişelerinden Çatalca ilçe merkezine, oradan da Gökçeali ve Subaşı köyleri yönüne devam ediyor. Diğer seçenek ise İstanbul...

Vakıf Üniversitesi mi, Ticari Holding mi?

Resim
  A nayasa, vakıflara üniversite kurma hakkını tek bir temel şartla tanıyor: Kazanç amacı olmayacak. Fakat kayıt döneminde piyasanın bütün araçlarıyla öğrenci peşinde koşan, ücretleri aile bütçesini ezen ve mali ilişkileri kamuoyunca izlenemeyen bir yapı “vakıf” tabelasıyla kendisini tartışmadan muaf tutamaz. Sorun para kazanılması değil; paranın kime, hangi yolla ve hangi kamu yararı karşılığında harcandığının açıklanmamasıdır. Türkiye’de bazı kurumların adı “vakıf üniversitesi”, çalışma düzeni ise giderek daha fazla ticari holding görüntüsü veriyor. Kayıt dönemi geldiğinde televizyonlar, billboardlar ve dijital platformlar reklamlarla doluyor. Erken kayıt indirimi, tercih bursu, kardeş indirimi, peşin ödeme avantajı, taksit kampanyası… Öğrenci, bilim yolculuğuna çıkacak genç olmaktan önce “müşteri adayı”; ailesi ise ödeme planına ikna edilmesi gereken “hedef kitle” muamelesi görüyor. Piyasanın diliyle öğrenci avına çıkanlar, iş mali ayrıcalıklara ve hukuki statüye gelince “kâr am...

Kahramansız Yaşayamayanlar

Resim
  Yaratılmışlar içinde birbirine en çok ihtiyaç duyan canlı insandır. Daha ilk adımını atarken bir el arar. Büyür; öğretmenine güvenir, patronuna, komutanına, hocasına, siyasetçisine, sevdiği yazara ya da örnek aldığı birine kulak verir. İsimler değişir ama ihtiyaç pek değişmez.  Zor zamanlarda önümüze düşecek, bize yol gösterecek birini ararız. Belki de bu yüzden tarih, yalnızca savaşların ve devletlerin hikâyesi değil de; aynı zamanda kahramanların hikâyesidir. Çocuk kahramanını çizgi filmlerde bulur. Yetişkin ise onu televizyon ekranlarında, meydanlarda, sosyal medyada, tarih kitaplarında ya da bazen kendi ailesinde arar. Yaş ilerler, kahraman değişir; ama insanın birine inanma ve yaslanma ihtiyacı kolay kolay değişmez. Hepimiz büyürken ve gelişirken aldığımız örnekler vardır, bu da son derece doğaldır. Sorun, bir insana hak ettiğinden fazla anlam yüklediğimiz gün başlıyor. Çünkü o andan sonra karşımızdaki kişi insan olmaktan çıkıyor; hata yapmaması, eleştirilmemesi ve ...