“Deneyimli Eleman Arıyoruz”
Gerek gezilerimizde gerekse iş hayatımızda ve sosyal çalışmalarımızda, özellikle gençlerden uzun zamandır aynı cümleyi duymaya başladık:
“Deneyimli eleman arıyoruz.”
Hangi şirkete, hangi iş yerine müracaat etseler ya da özgeçmişlerini (CV) gönderseler aldıkları cevap çoğu zaman aynı.
Peki, yeni mezun olmuş bir genç, kendisine çalışma fırsatı verilmeden nasıl deneyim kazanacak?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.
Eğitim sistemi ve meslek liselerinin geleceği
Ülkemizdeki eğitim sistemine şöyle bir baktığımızda, son 15 yılda hemen her ilde bir üniversite açıldığını, özellikle İstanbul'da ise adeta bir özel üniversite patlaması yaşandığını görüyoruz.
Bu üniversitelerin birçoğunun fiziki imkânlarının yetersiz olması bir yana, Anadolu'daki bazı üniversitelerde akademik personel sorunları da yaşanmaktadır.
Her ne kadar kabul edilmese de özel hastane veya özel okul denildiğinde, insanların aklına artık hasta ya da öğrenciden önce “müşteri” kavramının gelmesi düşündürücüdür.
Bugün ülkemizde ve dünyada nitelikli iş gücü sorunu yaşanıyor. Özellikle ülkemizde göçmen meselesiyle birlikte iş gücü ihtiyacı da yoğun biçimde tartışılıyor.
2000'li yıllara kadar meslek liselerimizde oldukça nitelikli ara elemanlar yetiştirildi. Bu gençler, sanayi başta olmak üzere birçok alanda aranan iş gücü hâline geldiler.
28 Şubat döneminde imam hatip liselerine yönelik uygulamalar, maalesef diğer meslek liselerini de olumsuz etkiledi.
Sonraki yıllarda farklı düzenlemeler yapılmasına rağmen meslek liselerinin önü bir türlü istenilen ölçüde açılamadı. Bu okullara gereken önem verilemedi.
Bunda elbette öğrenci velileri olarak bizlerin de önemli payı var.
Meslek liseleri, toplumun bir kesiminde hâlâ iyi bir lise puanı alamayan, “tembel ya da beceriksiz” olarak görülen öğrencilerin okulları şeklinde algılanıyor.
“Çocuğumu falanca koleje gönderdim” diyen bazı veliler, “Oğlum meslek lisesinde şu bölümü okuyor” demekten çekiniyor.
Oysa ülkemizin geleceği açısından meslek liselerinin önemi tartışılmazdır.
Meslek liselerimiz, ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücünü yeterince yetiştiremez hâle geldi. Üstelik COVID-19 salgını döneminde yaşanan eğitim kesintileri, uygulamalı mesleki eğitimi daha da zorlaştırdı.
Artık yeni bir döneme geçmeliyiz.
Ülkemizde üniversite düzeyinde imkânlara sahip, güçlü ve kapsamlı mesleki eğitim merkezleri kurulmalıdır.
Bu merkezlerde farklı iş kollarının eğitimi hem teorik hem de uygulamalı olarak verilmelidir. Öğrenciler, okullarını bitirmeden sanayiyle buluşturulmalı, iş hayatını yerinde tanımalıdır.
Özellikle yeterli uygulama imkânı sunamayan iki yıllık meslek yüksekokulları, meslek liseleriyle bütünleşik bir eğitim anlayışı içerisinde yeniden değerlendirilmelidir.
Meslek lisesine başlayan bir öğrenci, devamında meslek yüksekokulu yeterliliği kazanabileceği bir sistem içerisinde yetişebilmeli; her gencin mutlaka dört yıllık üniversite okuması gerektiği düşüncesinden uzaklaşılmalıdır.
Üniversite mezunu çok, nitelikli ara eleman az
Bir iş insanı, geçen günlerde bana şunları söyledi:
“Benim çekmecemde iş arayan iki bin kişinin CV'si var. Hepsi üniversite mezunu. İçlerinde mühendisler, uluslararası ilişkiler ve işletme mezunları var. Ama bir tane endüstri meslek lisesi mezununun CV'si yok.
Aileler olarak da yanlış yapıyoruz. Çocuklarımız mutlaka üniversite okusun istiyoruz.
Şu anda mühendisler asgari ücretle çalışırken, endüstri meslek lisesi mezunu bir kişi asgari ücretin en az yüzde 25 üzerinde maaşla işe başlayabiliyor. Türkiye'de milyonlarca üniversite mezunu ise asgari ücretle bile iş bulmakta zorlanıyor.”
Bu sözler üzerinde düşünmemiz gerekiyor.
Kısacası, meslek liselerimizi özel üniversitelerin çoğalmasına ve her ile üniversite açılması anlayışına kurban ettik.
Hâlbuki kendi ayağımıza sıkıyoruz.
Bir arkadaşım bana şöyle dedi:
“Ben 15 yıllık tornacıyım, meslek lisesi mezunuyum. Başka bir işe gidip müracaat etmeme bile gerek yok. Onlar beni arıyor. Hatırı sayılır bir ücret de alıyorum.
Oğlumu özel üniversitede okuttum. Mezun oldu ama dört yıldır işsiz.”
İşte karşı karşıya olduğumuz tablo budur.
İş dünyasında teknisyen, tekniker ve nitelikli ustalara ihtiyaç var. Fakat bu alanlarda yeterli sayıda yetişmiş insan bulmakta zorlanıyoruz.
Buna karşılık çok sayıda mühendis ve üniversite mezunu genç iş arıyor.
Burada mesele mühendisliğin veya üniversite eğitiminin önemsiz olması değildir. Mesele, eğitimle iş hayatı arasındaki dengenin bozulmasıdır.
İyi bir usta olmak neden küçümsensin?
Bu konuda daha önce karşılaştığım bir hikâyeyi yeniden paylaşmak isterim:
Bir gün yüksek mühendis bir amcayla tanıştım.
Ne projeler yapmış! Tüneller, köprüler, havaalanları...
Sohbet sırasında, “Senin yaşında bir oğlum var” dedi.
“O da mühendis mi?” diye sordum.
“Hayır, işçi. Duvar ustası” dedi.
Şaşırdım.
“O nasıl oldu? Mühendisin oğlu işçi olur mu? Bizde olsa babam döve döve okutur, mühendis yapar” dedim.
Adam kızdı:
“Niye öyle diyorsun? Benim oğlum çok iyi bir duvar ustasıdır. Zorla kötü bir mühendis olacağına iyi bir duvar ustası olmasının ne kötülüğü var?”Adam oğluyla gurur duyuyordu.
Ben ise utandım.
Evet, biz çoğu zaman “Benim oğlum tornacı, elektrikçi, tesisatçı” demekten çekiniyoruz.
Oysa alın teriyle yapılan, bilgi ve beceri gerektiren hiçbir meslek küçümsenemez.
İyi bir usta olmak da en az iyi bir mühendis olmak kadar saygıyı hak eder.
Gençler deneyimi nerede kazanacak?
Meselenin diğer tarafında ise lisans ve yüksek lisans eğitimlerini tamamlamış, yıllarca teorik eğitim almış gençlerimiz var.
Bu öğrenciler mezun oluyorlar.
Özellikle bazı özel üniversiteler, öğrencileri kayıt sırasında cezbetmek amacıyla büyük vaatlerde bulunuyor:
“Bizden mezun olduğunuzda işiniz hazır.”
“Üniversitemizin adını duyan firmalar sizi hemen işe alır.”
Ancak mezuniyet sonrasında gençlerin önemli bir kısmı bu vaatlerin karşılığını bulamıyor.
Önce KPSS sınavlarına hazırlanıyor, kamu kurumlarına girmeye çalışıyorlar. Ardından özel sektöre iş başvuruları yapıyorlar.
Fakat gittikleri her yerde karşılarına aynı cümle çıkıyor:
“Deneyimli eleman arıyoruz.”
Üç gün önce ofisime gelen genç bir kız öğrenci, gözyaşları içerisinde şöyle söylüyordu:
“Birçok yere müracaat ettim. Parası çok önemli değil, çalışmam lazım. Ama herkes deneyimli eleman istiyor.”
Bu sözler insanı gerçekten düşündürüyor.
Yeni mezun bir genç, çalıştırılmadan nasıl deneyim sahibi olabilir?
Çok özel uzmanlık gerektiren alanlar dışında, işe alınacak yeni bir elemana sorulması gereken ilk soru deneyim değil, şu olmalı:
“Bu işi yapmak ister misin?”
Ya da:
“Bu işi öğrenmek ister misin?”
Çünkü bir gencin teorik bilgisini pratiğe dönüştürebilmesi için ona fırsat vermek, öğretmek ve yol göstermek gerekir.
Öğrenmeden deneyim sahibi olunabilir mi?
Tecrübe yalnızca geçirilen yıllarla ölçülmez
İş ilanlarına baktığımızda sürekli deneyim şartıyla karşılaşıyoruz.
Oysa şu düşünceyi unutmamak gerekir:
“Tecrübe, genel olarak bir işte geçirilen yılların değil, görülen ve yaşanan olayların bir bileşkesidir.”
Bir meslekte uzun yıllar çalışmak, tek başına o kişinin her zaman daha üretken veya daha donanımlı olduğu anlamına gelmez.
Bazen genç ve tecrübesiz bir çalışan, yıllardır aynı işi yapan birinden daha azimli, daha çalışkan ve daha üretken olabilir.
Gençlerin, kendilerinden uzun yıllar önce mesleğe başlamış kişilerden bazı alanlarda daha donanımlı olabilecekleri de unutulmamalıdır.
Özellikle teknolojiyle birlikte değişen iş dünyasında öğrenmeye açık olmak, gelişime uyum sağlamak ve kendini yenilemek büyük önem taşıyor.
Ancak gençlerin karşısına sürekli “Sen tecrübesizsin” engelini koyduğumuzda onların ilerlemesini ve mesleklerinde yükselmesini zorlaştırıyoruz.
Doğru insanlardan doğru bilgiyi alarak, çok çalışarak ve kendisini geliştirerek bir genç, iki üç yıl içerisinde nitelikli bir çalışan, hatta başarılı bir yönetici olabilir.
Bunun için iki şey gereklidir:
Öğrenmek isteyen bir genç ve ona öğretmek isteyen bir insan.
Peki, öğretmek isteyen çıkmazsa bu genç nasıl tecrübe kazanacak?
Bazen deneyim şartı, sanki genç insanların ilerlemesini ve yükselmesini önlemek için oluşturulmuş bir engel hâline geliyor.
Elbette bazı mesleklerde deneyim hayati önem taşır. Ancak her iş için aynı şartı aramak, yetişmeye hazır gençlerin önünü kesmekten başka bir işe yaramaz.
Gençlerin umutlarıyla oynamayalım
Gençleri şirket şirket dolaştırarak umutlarıyla oynamayalım.
Yıllarca eğitim almış, emek vermiş, ailesinin desteğiyle okulunu bitirmiş gençleri iş hayatının kapısında çaresiz bırakmayalım.
Zaten çoğu zaman düşük ücretlerle bile çalışmaya razı olan bu gençlere sürekli “Deneyimli eleman arıyoruz” diyerek eziyet etmeyelim.
İşverenler olarak yalnızca hazır yetişmiş insan aramak yerine, insan yetiştirmeyi de sorumluluğumuzun bir parçası olarak görmeliyiz.
Çünkü her deneyimli çalışan, bir zamanlar deneyimsizdi.
Her usta, bir zamanlar çıraktı.
Her başarılı yönetici, bir zamanlar ilk iş gününün heyecanını yaşadı.
Birileri onlara güvendi, fırsat verdi, öğretti.
Bugün de gençlerimizin ihtiyacı olan şey budur.
Onlara güvenmek, yol göstermek ve çalışma imkânı sunmak.
Ve bütün bu tartışmanın sonunda sormamız gereken asıl soru şudur:
Sen çalıştırmasan, ben çalıştırmasam; sen öğretmesen, ben öğretmesem, bu gençler nerede deneyim sahibi olacaklar?
İlk yayın: Bayram Ali Akyüz, Independent Türkçe, 19 Temmuz 2022, Salı

Yorumlar
Yorum Gönder