Post Top Ad

“Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.”*






Her gün defalarca yanlış, doğru olmayan hatalı adaletsiz işlerle karşılaşırız.
Bunları eleştiririz hem de biz hatayı yapan kendimiz olmadığı için bu hatayı yapanıda acımasızca eleştiririz.

İnsan olarak İnançlarımız ve inandıklarımız etrafında, sürdürdüğümüz hayatımız içerisinde bir takım değerler bizi" İnsan" yapar.

Değerlerimiz ortak paydalarımız yaşama alanlarını belirler anlam verir, yön verir ve hedeflerimizi amaç ve gayelerimizi belirler.

Söyle kendimize bir bakmak lazım biz ne haldeyiz, biz ne gibi hatalar yapıyoruz ne yanlışlarımız var.

İnsan bazen hayatın getirdiği veya bizden götürdüğü şeylere isyan ederek zihnini ve nefsini kontrol edemeyebilir. Bu gibi durumlarda sakinliğimizi korumaktan uzaklaşırız.

Fakat insan çevresinde sevilen ve güvenilen biri ise bu durumlarda ağızdan çıkan bazı sözler ve yanlış yaptığı işler affedilir.

Doğruluğu dürüstlüğü şiar edinmemiş bir insanın söyledikleri ve yaptıklarının affedilme derecesi azdır. Söylenen o sözler ve yapılan işler karşı tarafı yürekten yaralar.

İnandıklarınıza göre gibi yaşamaz iseniz bir zaman sonra yaşadığınız gibi inanmaya başlıyorsunuz. Yaptığınız her türlü hırsızlık, yolsuzluk, ahlak kurallarından yoksun hareketler maalesef size çok normal ve bu zamanda başka çare yok böyle yapmak zorundayım gibi geliyor.

Öyleki dünyanın doğruluk, iyilik, adalet merkezine kendimizi oturturuz.


Söyle bir kıssadan hisse anlatılır çok manidardır ;
"Kocası olmayan yaşlı kadın, tereyağı yapıp bakkala günlük olarak satıyordu. Ancak bakkal tereyağını hiç tartmıyordu. Bir gün aklına bir şüphe düştü ve kadının getirdiği yağı tartmaya karar verdi. 1 kg olarak olarak aldığı tereyağın aslında 900 gram olduğunu görünce çok sinirlendi. Ve ertesi gün kadın dükkana gelince bakkal, “Bir daha senden tereyağı almayacağım.” dedi.
Yaşlı kadın üzülerek, “Efendim bir yanlışım mı oldu?” diye sordu.
Bakkal, ”Senin bana verdiğin yağ 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın?” dedi.
Bunun üzerine kadın şöyle cevap verdi; “Efendim benim terazim yok, daha önce sizden 1 kilo şeker almıştım onu tartı olarak kullanıyorum.” dedi.
Tabi bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı."

Çok kazanmak tutkusu, hakkından fazlasını almak hırsı, makamlar, mevkiiler, bütün değerlerin kaybolmasına, insanların birbirlerini aldatarak, bir yaşam biçimini tercih eder hale gelmesine sebep oldu yâda olmakta.
Dürüstlük ve hayatta attığımız her adımda doğruluğu esas almak kendimize duyduğumuz saygının bir göstergesi, gelecek nesillere bırakacağımız davranış mirasının değerinin bir ölçütü ve hayata kattıklarımızın bir yansımasıdır.

Birde bu kadar yapılanın sanki görülmediği yâda görülmeyeceği gibi rahatça yaşamak. Sonsuzluğun sahibini bildiğin halde, görmezden gelmekle nereye kadar gidebiliriz?

“Düzeltilmek herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor. Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları. “

“Halının altına süpürmeyi, gizlemeyi, saklamayı, çekirge gibi zıplamayı adet edinenleri de biz hayatımızdan süpürmeliyiz”

Bunun içinde ilk önce kendimizi bir gözden geçirmek ile başlamak lazım değil mi?



Bunu iki satır sözle ne güzel anlatmış Emre’m Sultan;
Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.


Selam ve Saygılar






*Yunus Emre

20.9.17 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad