Post Top Ad

Aliya'ya bayramda mektupta ne yazmışlar?



Hapiste kaldığı beş buçuk yıl süresince çocuklarından Aliya'ya gelen mektuplar içerisinden iki bayram mektubunu paylaşmak isterim.


Aliya İzzetbegoviç’in Foça Hapishanesi’nde düşüncelerinden sebep mahpus olduğu beş buçuk yıl içerisinde tuttuğu notlardan oluşan ve Aliya’nın düşünce dünyasının haritasını başlıklar hâlinde ortaya seren eseri Özgürlüğe Kaçışım kitabının son sayfaları, çocuklarından Aliya’ya gelen mektuplardan oluşuyor.Aliya İzzetbegoviç
Aliya’nın, kitabının önsözünde, ‘‘Edebiyat benim özgürlüğe aklî kaçışım olduğu gibi bu mektuplar da benim hissî kaçışımdı. Çocuklarımın, o mektupların benim için ne anlama geldiğini bildikleri ya da bilebilecekleri hususunda emin değilim. Onları okuduğumda kendimi sadece hür bir insan olarak değil, aynı zamanda Allah’ın dünyanın tüm hazinelerini kendisine bahşettiği birisi olarak da hissediyordum.’’ cümleleriyle anlattığı mektuplar içerisinden iki bayram mektubunu pay etmek isterim. Biz ‘özgür’lerin bayramı bir yerinden elbet kutlu olacaktır, asıl özgür insanların, mahpusların bayramını kutluyorum ben, buradan, okuyamasalar da…
Sokaklar ve evler dahi eskiden göründükleri gibi görünmüyorlar
Sabina, 19 Eylül 1983
Bugün bayramın üçüncü günü, bayramla birlikte sana daha az hüzün ve daha fazla ümit dilerim. Sensiz bu bayramların bizim için nasıl geçtiğini kesinlikle bilirsin. Her ne kadar hiçbir şey eskisi gibi olmasa da, en azından hâlâ annemin lezzetli tatlıları var. Tavsiyene uyarak hayatımızı eskisi gibi geçirmeye gayret ediyoruz; fakat bu zor, çünkü sokaklar ve evler dahi eskiden göründükleri gibi görünmüyorlar.
Sanırım bugünlerde üzgünsün. Daima seni düşünüyorum, her gece rüyamda seni görüyorum. Seni ne kadar özlediğimi bilmeni isterim. Lütfen kendine dikkat et. Çok fazla sigara içme ve mümkün olduğu kadar çok yürü.
Bir an için senin kapıda olduğunu sandım ve kalakaldım
Aliya İzzetbegoviçSabina, 26 Ağustos 1985
Bugün bayram. Burada bulunduğumuzdan beri ilk bulutlu günler. Bu akşam pasta ve dondurma yemek için yakındaki Supetar’a gitmeye hazırlanıyoruz. Bugün Nadja altı aylık oldu. Kocaman bir kız, ilk iki dişi çıktı. Bu yüzden dün gece pek uyumadım. Onun dişlerinin yanı sıra rüzgâr, sivrisinek ve gecenin ortasında ötmeye başlayan korkunç bir horoz da var. Eğer bir sabah o horoz evin yakınındaki ağaçta bulunursa, bu, ben oraya bağladığım için olacak. Her gece saat iki civarında uzakta bir yerden sesini duyduğumuz bir horozla gürültülü bir şekilde yarışa kalktığında bunun hayalini kuruyorum. Tabiatıyla onun yanında yirmi kadar tavuk var ve onlar da her yumurtlayışlarında bunu ilan etmek için gürültü çıkarıyorlar. Fakat onlar beni fazla rahatsız etmiyor.
Bu sabah postacı senin mektubunu getirdiğinde ne kadar şaşırdığımı bir görseydin. Kapı çalındığında kahve içiyorduk. Böyle bir şey burada hiç olmaz, çünkü çoğunlukla dışarıda oluruz ve kapı da hep açıktır. Üst katta kalan misafirlerden biri olduğunu sandım. Cober, gelen kim diye bakmaya gitti. Dinlerken koridordan ‘‘Sabina, baban’’ dediğini duydum. Bir an için senin kapıda olduğunu sandım ve kalakaldım. Ardından Cober elinde mektupla geldi. Gerçek olsaydı ne yapardım bilmiyorum, ama o an gerçekmiş gibi göründü.

M. Fatih Kutan tüm mahpusları selamlayarak ç-alıntıladı

7.3.17 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad