Post Top Ad

Nereye yönelirsen yönel, bütün yönler Allah’a

Metin Erol yazdı..

Ahmed Amîş Efendi, Fatih Sultan Mehmed Han’ın 30 yıldan fazla türbedarlığını yapmış. Bu hizmetinde bir kez olsun lalettayin bir hâl içinde Fatih Sultan Mehmed Han’ın huzuruna çıkmamış. 

İstanbul’un en güzel camilerinden biridir Fatih CamiiFatih Sultan Mehmet Han’ın, Konstantiniyye’i feth ettikten sonra, fethin mahiyetine yakışır bir eser olarak Konstantiniyye’i İslambul’a inkişaf ettiren yapılarımızdan biridir Fatih Camii. Kapısından içeri ilk adımı attığınız an devasa bir bahçenin içinde bulursunuz kendinizi. İhtişamla, bir ‘elif’ misali gökyüzüne yükselen minarelerin her biri Allah diyerek haykırırken, kendi acziyetinizin farkına varıp bükülür; bir müddet sonra, Allah’ın şanı için, eşref-i mahlûkat olan insanın elinden çıkan bu eser karşısında, tekrardan doğrulursunuz. O geniş bahçenin hiçliği içinde, devasa bir ‘var’lık, bir ‘ruh’ solursunuz.

Fatih Camii’nin hazîre kısmına geçtiğiniz vakit, bir dinginlik, bir inşirah hâli kaplar bedeninizi. Fatih Sultan Mehmet Han’ın her yönüyle İslam estetiğini, inceliğini ve zarafetini yansıtan türbesi; tıpkı camiin kendisi gibi insanı etkiler. Sırtınızı Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbe girişinin sol yanına doğru verip, kıble tarafındaki hâmuşan içine uzanan ince yoldan yürürken, sağ yanınızda kalan kabirlerin cemi için bir Fatiha okuyarak yol alırsınız. Yaklaşık 50 adım sonra sağ tarafınızda, parmaklıkların yaklaşık 20 metre uzağında, etrafı demirlerle çevrilmiş yan yana, tıpkı bir caminin minaresi gibi göğe yükselen mezar taşlarını görürsünüz. Oval ve uzun olan bu mezar taşlarından birinin üzerinde sarı yaldızlarla yazılmış şu ibareyi okursunuz: “Hâmili emânâtı Sübhâniyye,/ Câmi’i makâmâtı insâniyye,/ Mürebbî-i sâlikânı Rahmâniyye/ El Hâc Ahmed Amîş el-Halvetî eş-Şa’bânî/ kuddise sırrûhû hazretleri”

Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden bana gelinceye kadar bu tecelliye kimse mazhar olup erişmedi. Ben ise Rahmanirrahim Tecellisine mazharım. Benden şer beklemeyiniz.” diyen Ahmed Amiş Efendi, Tırnova’da dünyaya teşrif buyurmuşlardır. Kendileri, “tevellüdüm 1223’tedir” derlermiş. Zât-ı âlilerinin beyan ettikleri bu sözün yanIsıra mürşid-i azizleri Kadızâde Ömer’ül Halvetî Hazretleri'nin, “Ahmed senin tevellüdün belli değildir.” diyerek, Âmiş Efendi’nin ruhî yönüyle ne zaman doğduğunun belli olmadığını beyan ettiklerini Abdülâziz Mecdî Efendi, daha sonraları izah buyurmuşlardır.
Biz senin ciğerine kancayı taktık”
Rumî 1222 – Milâdi 1807 yılında Bulgaristan’ın Tırnova şehrinde dünyaya gelen Amiş Efendi, 14 yaşına geldiğinde hakikat aşkıyla bir mürşide bende olmak ister ve o yıllarda Rumeli’nin Sevlievo kasabasında bulunan Yanık Selvi Bektâşi Dergâhı’na gider. Burada bulunan müftü- mutasavvıf Sadık Efendi, “Oğlum daha gençsin, vaktin gelince ırkı temiz birisi gelip seni bulunduğun yerde irşâd eder.” diyerek Amiş Efendi’yi tebşir etmiştir. Yıllar sonra Amiş Efendi bu hadiseyi anlatırken  عرقي تميز (ırkı temiz) cümlesindeki (ع  ) (Ayın) maruf tabiriyle çatlatarak söylermiş.
Amiş Efendi, 1241/ 1826 senesinde sıbyan mektebinde muallimlik yapmaya başlar. Bu tarihten bir yıl sonra 1242/1827’de gönlünün aradığını Rabb’ül âlemin kendisine nasip eder. Amiş Efendi 20 yaşında, Kadızâde Ömer’ül Halveti Hazretlerine intisap eder. Lakin mektep talebesi olan Amiş Efendi, dergâhlara ve meşayıha muhalefeti meşhur sıbyan mektebindeki hocasının, “Sen Hoca olacaksın! İlim ehlisin! Nasıl olur da gider bir şeyhe bağlanırsın ha? Eğer oraya bir daha gidersen, hakkımı helâl etmem sana!” sözlerine maruz kalır. Üzerinde mektep hocasının da hakkı olduğunu kavramış ve bu hususta hocasını kırmaktan imtina eden, her şeyden maada fitneye sebep vermek istemeyen Amiş Efendi, bir müddet tekkeye gitmemeye ve şeyh-i azizi ile görüşmemeye gayret eder. Lakin olacak olmuş ya, bir gün Amiş Efendi çarşıda dolaştığı esnada şeyh-i azizi ile karşılaşır ve şeyhinden şu sözleri işitir: “Ahmed, biz senin ciğerine kancayı taktık! Nereye gidersen git, delik Allah’tan tarafa!.. Nereye yönelirsen yönel, bütün yönler Allah’a.”
Ömer’ül Halveti hakkında İsmail Fennî Bey’in aktardıkları
Mektep hocasının sert eleştirilerine maruz kalan Amiş Efendi’nin şeyh-i azizleri hakkında İsmail Fennî Bey şu malumatları anlatmıştır: “Halk arasında 'Şeyh Ömer Efendi' diye bilinirdi. Tırnova’nın Bulgar mahallesinde, şehrin fatihlerinden Kavak Baba adına vaktiyle yapılmış, fakat zamanla mahv-ü münderis olmuş olan tekkeyi ihya ve inşa ettirerek Halveti tarikatini orada neşre başlamıştır. Tekkenin evkafı ise oldukça zengindi. Şeyh Ömer’ül Halvetî, Tırnova’da az zamanda feyizli bir muhit vücuda getirerek birçok irşâda ve tenvire kabiliyetli ve hakikate müştak kimseleri başına topladığı gibi Hıristiyanlarla Musevilerden bir hayli kimsenin İslâm dinine girmelerine de sebep olmuştur.”
44 yaşında Ömer’ül Halveti’nin halifesi oldu
Biat eylediği Ömer’ül Halveti Hazretleri, vaktin büyüklerinden ve yol kurucusu olan Kuşadalı İbrahim Efendinin müridi olduğundan, İbrahim Kuşadalı’ya karşı müthiş bir bağlılık duyan Amiş Efendi’yi, 1262/1847 yılında İbrahim Kuşadalı Halveti’nin âlemi cemale göçmesi derinden etkiler. İbrahim Kuşadalı Halveti Hazretleri âlem-i cemale göç ettiğinde 40 yaşında olan Amiş Efendi, 1267-68/1851 yılında 44 yaşında iken Kadızâde Ömer’ül Halveti Hazretleri’nden icâzet alarak halife olur. 1269/1852 yılında 45 yaşında iken almış olduğu manevi bir işaret ile İbrahim Kuşadalı Halveti Hazretleri’nin müridi olan Hammamî Muhammed Tevfik Bosnevi ile İstanbul’da görüşen Amiş Efendi, Tevfik Bosnevi’den rabıta izni ve hilafet alır. Hamami Bosnevi’den aldığı hilafet Amiş Efendi’nin manevi hayatına olduğu kadar dünyevi hayatına da etki eder, Tırnova’ya döndüğünde muallimliği bırakarak bir hamam kiralayıp hamamcılık yapmaya başlar.
Osmanlı ordusunda tabur imamı olarak görev yaptı
Ahmed Amiş Efendi, 1269/1853 Osmanlı- Rus -Kırım Savaşı’na tabur imâmı olarak katılır, bu vesileyle Osmanlı – Rus cenginde harpte yer alır. Savaşın devam ettiği yıllarda 1269/1853’de şeyh-i azizleri Kadızâde Ömer’ül Halveti Hazretleri âlem-i bekadan âlem-i cemâle pervaz eyler. Şeyh-i azizlerinin göçü üzerine Amiş Efendi tekrardan sıbyan mektebinde muallimlik yapmaya başlar. 1282-83/1866 yılında 60 yaşında iken Zübeyde Hanım’dan kızı Ayşe Hanım dünyaya gelir. Kızının doğumuyla sevinen Amiş Efendi'nin bir nevi ikinci şeyhi olan ve kendisine rabıta izniyle icazet veren Muhammed Tevfik Bosnevi aynı yıl Hakk'a yürür. Gene bu yıl içinde Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevi, Amiş Efendi’ye İstanbul’dan icazet gönderir.
Türbedar Bekir Efendi ve Amiş Efendi’nin türbedarlığa geçişi
1876 yılında Abdülhamid Han’ın tahta çıkmasının ardından 1293/1877 yılında Amiş Efendi Tırnova’dan İstanbul’a hicret eyler. Amiş Efendi’nin hicretinin hemen ardı sıra Bulgarlar Tırnova’yı işgal etmişlerdir. İstanbul’a gelen Amiş Efendi, her dem iki zatın müstahdem bulunduğu Fatih Sultan Mehmet Han’ın türbesinde türbedar Bekir Efendi’nin yanında bulunur. 1878 yılında 72 yaşında olan Amiş Efendi, Fatih Sultan Mehmet Han türbedarı olan Bekir Efendi’nin Hakk’a yürümesinin ardından Fatih Sertürbedarlığı görevine getirilir. Fakat o Bekir Efendi, öyle berindir ki; Amiş Efendi onun irtihalini daha sonraları şöyle anlatacaktır: Bekir Efendi Hazretleri âlem-i cemâle yürümeden birkaç gün evvel 'Artık ben gideceğim. Benim yerime birinci türbedâr ol ve evkafa git, muamelesini yaptır' buyurmuşlar. Ahmed Amîş Efendi emr-i cenab-ı mürşid-i âzama tebaiyetle evkafa gitmiş, fakat o gün muamele bitmemiş. Akşam olup gelince, vaziyeti şeyhine anlatmış. “Peki, yarın muhakkak yaptır.” buyurmuş. O gün de gitmiş. Bununla beraber yine muamelesi bitmemiş. Bekir Efendi daha ertesi gün: “Git, üç saate kadar yaptır, gel!” demiş. Üç saate kadar da bitmedikten başka, daha da üç saat geri kalmış ve nihayet Ahmed Amîş Efendi resmen birinci türbedâr olarak türbeye gelmiş; odada oturan Bekir Efendi Hazretlerinin huzurlarına varmış: “Ahmed nerede idin? Üç saattir seni bekliyordum!” diyerek vefatlarının bu suretle üç saat sonraya bırakılmış olduğunu ihsas etmişlerdir. “Hah şöyle! Benim de vaktim tamam oldu! Eğer senin bu işin olmasaydı, ben ruhumu teslim edecektim ve senin bu türbedarlık işin oluncaya kadar, burada hiç ölmemiş gibi oturacaktım!” diyerek hemen o anda zamanın sahibinin virdi olan hayyûn kayyum esmasını ta’lim buyurmuşlar. “Ahmed’im! Artık ben gidiyorum. Senin yanında ölürsem; belki dayanamazsın. Birkaç dakika çık da, dışarda şöyle bir dolaş, gel!, demiş. Ahmed Amîş Efendi “Peki, Efendim!” diyerek çıkmış ve Fatih türbesini şöyle bir dolaşıp geldiği zaman Bekir Efendi’nin oturduğu yerde ruhunun âlem-i bâlâya pervaz ettiğini anlamış. Fakat onu hâlâ oturur vaziyette görmüştür. Ahmed Amîş Efendi bu bahsi anlatırken ağlar ve “O, Ölmedi; ben öldüm. O, kaldı.” buyururlar ve bu suretle ondan lemeân eden yüksek hakikatin kendisine intikalini ifade ederlermiş.”
Seni öyle bir yetiştireceğim ki”
Amiş Efendi birinci türbedar olduktan sonra kendi yerine Kayserili Mehmed Efendi’yi getirir. Amiş Efendi Mehmed Efendi’ye: “Mehmed, seni öyle bir yetiştireceğim ki, kıyamette seni görenleri şaşırtacak ve 'bu adamı kim yetiştirmiştir' dedirteceğim.” buyurmuşlardır. Ancak Amiş Efendi irtihallerinden birkaç gün evvel, Mehmed Efendi’ye: “Mehmed, seni önüme katardım, amma şuûnu bozmak lâzım gelirdi. Ben önüme başka birini kattım.” buyurarak kendisinden sonra gelecek zatın makamının niceliğini anlatmışlardır.
Âlem-i Cemâl'e irtihali
Dar-ı bekaya irtihal edene kadar türbedarlık vazifesini ikmal eden Amiş Efendi, 1886 yılında 80 yaşında iken bir vesile ile Selânik’e giderek buradan Seyyid Muhammed Nur’ül Arabî Hazretleri ile görüşür. 9 Mayıs 1920 yılında 114 yaşında ise âlem-i cemale yürür. Amiş Efendi irtihallerine yakın harem-i âlilerine, “Artık ben gidiyorum. Yerime zorlu birini bıraktım. Onu öyle bir seçtim ki bu işlerin hepsini temizler ve düzeltir.” buyurmuşlardır.
Bu zâtın kim olduğu hususunda o vakitte farklı iddialar ortaya atılmıştır. Lakin Abdülaziz Mecdî Efendi bir gece rüyasında Amiş Efendi’yi görmüş ve Amiş Efendi kendisine: “Mecdî! Benim vekilim, nedimim, mahbubum Mehmed Tevfik Efendi’dir!” buyurmuşlardır. Abdülaziz Mecdi Efendi bu rüyayı Ahmed Tahir Maraşî Hazretleri’ne anlatarak, Tahir Maraşi Hazretleri’nin Tevfik Efendi’ye bu rüyayı aktarmasını rica etmiş ve “Ben gidemiyorum! Siz gidiyorsunuz. Ben onun metbuu olayım, o benim matlubum olsun.” demiştir. Ahmed Tahir Maraşi Hazretleri, Abdülaziz Mecdi Efendi’nin rüyasını Mehmed Tevfik Efendi’ye aktardığı vakit, Mehmed Tevfik Efendi hüngür hüngür ağlamış ve ““Hoca! Bu rüyayı ben görseydim, gider başımı Mecdî’nin ayaklarının altına koyardım! Verilen geri alınmaz, fakat Mecdî de gelip buraya diz çökmedikçe menzil alamaz!” buyurmuşlardır.
Türbedarlığı boyunca edebinden bir an olsun taviz vermedi
Ahmed Amîş Efendi, Fatih Sultan Mehmed Han’ın 30 yıldan fazla türbedarlığını yapmıştır. Amîş Efendi türbedarlığı boyunca, Fatih Sultan Mehmed Han’ın sandukasının bulunduğu türbenin harem kısmına girerken, sanki Fatih Sultan Mehmed Han hayattaymış ve kendisini huzura çağırmış gibi canlı bir padişahın huzuruna çıkarcasına bir edeble türbesine girermiş. 30 yıldan fazla devam eden türbedarlık hizmetinde bir kez olsun lalettayin bir hâl içinde Fatih Sultan Mehmed Han’ın huzuruna çıkmamış Amiş Efendi.
10 yıl sonra sen bizi bir güzel yıkarsın evlat”
Ahmed Amîş Efendi 105 yaşındayken bir gün Sofular Hamamı’na yıkanmaya gider. Bir rivayete göre Fatih Camii müezzini (bir başak anlatıda Fatih Camii imamı olarak aktarılır) Amiş Efendi’yi hamamda yıkanırken görür. Bakar ki sabunlanması, keselenmesi biraz zor oluyor; “Efendim” der, “Müsadeniz varsa size yardım edeyim mi?” Amiş Efendi bunun üzerine uzun uzun bakar müezzine: “Evladım sağ olasın. Ben kendi işimi kendim görüyorum. Sen inşallah 10 sene sonra beni bir güzel yıkarsın.” diyerek karşılık verir. Müezzin içinden “Allah Allah, maşallah bu dinçlikle bir 10 sene daha yaşayacak herhalde” diyerek geçirir. Aradan 10 sene geçer. Ahmet Amîş Efendi göçer. İstanbul’un merkez cami imamlarına haber salınır. Ancak işe bakın ki o gün ne Süleymaniye Camii imamı, ne Şehzade Camii imamı, ne Fatih Camii imamı ortalıkta yoktur. Belli protokol takip edilir ancak Fatih Camii müezzinine kadar olan protokoldekilere o vakit ulaşamazlar. Hâl böyle olunca Fatih Camii müezzinine haber ederler. Cenazeyi gasletmeye Fatih Camii müezzini gelir. İçeri girer. Gasledilmeyi bekleyen kişinin Amiş Efendi olduğunu görünce tutamaz gözyaşlarını. Gasilhanede su dökmek için bekleyen görevliler, müezzine hâlini sorunca, 10 yıl evvel Sofular Hamamı’nda, Amiş Efendi’nin kendisine, “Evladım sen 10 yıl sonra beni bir güzel yıkarsın.” dediğini anlatır. “O vakit” der, “Ne demek istediğini anlayamamışım meğer…” Bir güzel yıkanır Amiş Efendi ve Fatih Camii haziresine defnedilir.
İnternet ortamındaki fotoğraf Amiş Efendi değildir
Bilgiye ulaşma hususunda insanlara büyük kolaylık sağlayan internet erişimi, maalesef bazı hususlarda da tam bir bilgi çöplüğüdür. Bugün, internet erişimi sağlayıcısı olan arama motorlarına ‘Ahmed Amîş Efendi’ yazdığınızda, görsel olarak karşınıza yandaki fotoğraf çıkmaktadır.
Bu fotoğraf, bugün internet ortamında farklı kişilerin Ahmed Amîş Efendi’yle ilgili kaleme aldıkları birçok yazıda da kullanılmıştır. Ancak ehlince malumdur ki; bu fotoğraf Ahmed Amîş Efendi Hazretleri’ne ait değildir. Fotoğraf Yozgat yahut Çorum taraflarında bir Nakşi şeyhi olan Ahmet Efendi’ye aittir. Amiş Efendi’nin fotoğrafı hususunda ise peder-i âlileri Ahmed Tahir Efendi’nin dervişlerinden olan Yahya Erdem’in çok ciddi araştırmaları olmuş lâkin bir netice çıkmamıştır.
Ahmed Amîş Efendi’nin nasihatleri
Son olarak, Abdülazizi Mecdi Tolun, Hüseyin Avni Konukman, Hasan Basri Çantay, İsmail Fennî Ertuğrul, Süheyl Ünver’in babası postacı Mustafa Enver Bey, meşhur hattat Hasan Rıza Efendi gibi Türk-İslam yolunun önemli isimlerinin mürşid-i kâmili olan Ahmed Âmiş Efendi’nin kelâm-ı âlilerinden oluşan ve Seçil Ofset tarafından baskısı yapılarak ücretsiz olarak dağıtılan “Fatih Sertürbedârı Tırnovalı Kutbu’l-Ârifin, Gavsu’l Vâsilîn, Mürşid-i Kâmil Ahmed Amiş Efendi” isimli güzel çalışmadan birçok farklı hususta, Hazret’in nasihatlarını aktaralım dedik.
Bir gün Mehmet Efendi Hazretleri kalben Abdülhamid’in tekrar saltanata gelmesi için temennide bulundukları zaman, Amiş Efendi, “Allah tecellisini tekrar etmez. O geçti.” buyurmuşlardır. Abdülhamid Han hakkında bir başka seferinde de “Abdülhamid imameyn mertebesine çıkmıştır.” buyurmuşlardır.
Adab hususunda Amîş Efendi pek çok nasihatte bulunmuştur. Bu nasihatlerin her biri pek mühimdir. Mesela “Alışveriş ederseniz ilk önce parayı veriniz, sonra malı alınız.” buyurmuşlardır. “Süt içerken ağzınızda iyice dolaştırın, lûab (tükrük) ile karışsın.” ( hazmı kolay olsun diye ) buyururlarmış.
Bir seferinde Kütahyalı Süleyman Bey rivayetiyle; “Huzurunda Hazret Kur’an okurken iki, üç defa ziyaret ettim, Kur’an’ı bitirip kapattıktan sonra 'Bu Kur’an’ın sevabını sana hediye ettim' buyurdular. Ben sükût ettim, 'öyle olmaz, üç defa aldım kabul ettim de' buyurdular.”
Bir gün zât-ı âlileri şöyle buyurmuşlar: “Kimseye 'nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun' diye sormak caiz değildir. Eğer sana birisi sorarsa, şuradan geliyorum, buraya gidiyorum, daha doğrusu, ‘minhü ileyhi’, O’ndan O’na, dersin.”
Anne- baba hakkı ile ilgili ise “Analar Allah’ın Rahim sıfatına, babalar da Rezzak sıfatına mazhar olurlar.” buyurmuşlardır.
Cennet ve Cehennem hususunda ise, “Vakıf mala ihanet eden cehennem azabından kurtulamaz… Allah senin için ahirette odun kömür yakmaz.” buyurmuşlardır.
Çalışma ve gayret hususunda ise, “Bulmalı, duymalı, doymalı.” buyurmuşlardır. Bir gün ise Resulallah (s.a.v.)’in şu hadisesini anlatmışlardır. “Bir gün ashabdan birisi 'Ya Resulallah (s.a.v.) ben filan zatın yanında çalışıyorum. Yevmiye bana beş kuruş veriyor, yetişmiyor.' derler. Efendimiz (s.a.v.) de 'Dört kuruşa çalış' buyururlar. Bir müddet devam ettikten sonra gelip, 'Ya Resulallah yine yetişmiyor.' derler. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, 'Üç kuruşa çalış.' buyururlar. Bu sefer para artmaya başlar. Sebebini soranlara Hazreti Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, 'Paraya göre iş göremiyordu, fazlası helal olmuyordu.' buyurmuşlardır.”
Amiş Efendi, “Ebû Talib radıyallahü anhdır” buyurmuşlardır. Dört halife hakkında ise “Sairleri halife-i Hakk’dır. Hazret-i Ali Halife-i Rasul’dür.” buyurmuşlardır.
Dünyalık hususunda “Yeni bir gömlek bile giyseniz iki rekât namaz kılınız.” buyurmuşlardır. Dünya hırslarından en tehlikelisinin manevî saltanat olduğuna işaret ederek şöyle buyurmuşlardır: “İnsanda en son kaybolan, manevî saltanat hırsıdır.”
Evlilik hususunda ise “Dünyada eşini bulamazsan, işini bilemezsen rahat edemezsin.” buyurmuşlardır. Bunun yanısıra Amiş Efendi şu hadiseyi aktarmışlardır: “Hazret-i Âdem’e Allah hitap etmiş; 'Ya Âdem sen beni eskisi gibi göremezsin, görmek istediğin zaman fer’in olan Havva’ya bak.' Havva’ya hitap etmiş, 'Ya Havva sen beni eskisi gibi göremezsin, görmek istediğin zaman aslın olan Âdem’e bak.' buyurmuşlardır.”
Sağlık hususunda, “Sübhâna ‘ilâhi ve bi- hamdihî estağfirullâhe’l azîm. Sübhâna’ilâhi’l-azîm ve bi- hamdihî estağfirullah, lâ ilahe ve lâ kuvvete illâ billahi’ aliyyül azîm” zikrine devam edenlerin nüzuldan (felçten) mahfuz olacağını bildirmişlerdir.
Ferâset bahsinde ise “Vücuduna sözü geçmeyenin başkasına sözü geçmez.” buyurmuşlardır.
Havatır hususunda ise, “Hatıratı red ile uğraşma, hatırat, ilham, vahy hepsi birdir.” buyurmuşlardır.
Hayvan mevzuunda ise “Meratibi hayvaniyeden insana en yakın olan beygirdir.” buyurmuşlardır. Bunun yanında “Bir hayvanı keserken elinize bıçağı aldığınız zaman, ‘dur hayvan şimdi seni makam-ı insana getireceğim’ deyiniz ve bıçağı vurunuz.” buyurmuşlardır. Güvercinler ile örümceklerin Allah’ın rahmet askerlerinden olduğunu ve birçok evliyaya hizmet ettiklerini bildirmişlerdir.
Allah dostları ile olan ilişkiler hususunda müridlerini uyararak şöyle buyurmuşlardır: “Gökten düşenin parçası bulunur, gönülden düşenin parçası bulunmaz.”
İrâde hususunda, “İnsan surette muhtar, hakikatte mecburdur. Cenâb-ı Hakk şerr-i cüz’iyi kullanır ki altından hayr-ı külli zuhur eder. Cenâb-ı Hak hayr- cüz’iyi kullanmaz ki altından şerr-i külli zuhur eder diye… İrade-i teklifiye (insanın cüz-i iradesi), irade-i tekviniyenin (Allah’ın yaratmasındaki iradesi) zuhuru içindir. İrade-i teklifiye irade-i tekviniyyenin aynı ise o adam saiddir, değilse şakidir… İyyâke na’büdü ve iyyâke nestaîn, irade-i cüziyyeyi silmiş süpürmüştür… Arifler için irade-i cüziyyeyi tasdik küfürdür. Mahcuplar (perdelenmişler) için de irade-i cüzziyyeyi ademi tasdik (yok demek) küfürdür” buyurmuşlardır.
İş-vazife hususunda ise “Vazifeyi yaparken ‘Ya Rabbi, sana hizmet ediyorum’ demeli.” buyurmuşlardır.
Kadın hususunda ise “Kadınla muamelen üç şey iledir; İrade, Mudara ve Dubara” buyurmuşlardır.
Amiş Efendi, “Edeb ve hayâ üzerine olmak kerâmâttandır. Ve cem’i ahvâlde Allah Teâlâ’dan razı olmak kerâmâttandır. Yoksa mücerred hırkada zuhur eylemek keramet değildir. Zirâ tasavvuf ehli mahcûbdur.” buyurmuşlardır.
Ezan hususunda ise “Hayye ale’s-salâh, müminleri salat'a; hayye ale’l-felâh, münkirleri felâh'a davettir.” buyurmuşlardır.
Mekân hususunda ise Hazret “Bir yere girdiğiniz zaman kapıyı nasıl bulursanız öyle bırakınız.” buyurmuşlardır.
Tevhid hususunda “Ye Allah için, iç Allah için, otur Allah için, gez Allah ile…” buyurmuşlardır. Aynı minvalde “Allah’tan gayrı bir şey yoktur. Allah’ın aynı da yoktur.” buyurmuşlardır.
Yemek hususunda, “Yemeği ağzınıza koyarken sabret, seni makam-ı insana getireceğim deyiniz, lokmayı ağzınıza koyunuz.” buyurmuşlardır.
Dervişlerine, “Bir zalimin karşısına çıktığınız zaman üç defa 'eûzü bike minke' O’ndan, O’na sığınırım, deyiniz” buyurmuşlardır.

25.1.17 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad