Post Top Ad

Deneylerden Yorgun Düşen Dünya ve 24 Ocak Kararları..

Bayram Ali Akyüz

Felaket kapitalizmi; Bir ülkede savaş, sel, deprem gibi tabii afetlerden sonra devlete ait varlıkların parça parça “özel oyunculara” satılması diye tanımlanır.

İçinde yaşadığımız evrende fırtınalar, kasırgalar, seller, deprem felaketleri, kontrol altına alınamayan yangınlar, açlık ve kitlesel hastalıklar gibi doğal afetlere maruz kalabiliriz.

Bu gibi durumlar için herkes kendince bir takım hazırlıkların içerisine girer. Sağlam çatısı olan evler, dayanıklı binalar, su erzak stoklaması, kalacak güvenilir bir yer. Bu durumlarda insan kendisini ve ailesini güvende hissetmek ister.
Böyle zaman ve durumlar için kapitalizmde bol bol “serbest piyasa düşüncesi stoku” yaparlar. Bu tür felaketleri heyecan verici piyasa fırsatı olarak görürler. 

Konuya ait olanlar derhal hedef haline getirilir. Kriz meydana geldiğinde alınan önlemler ve tedbirler bu serbest piyasa düşüncesinin stokladığı fikirdendir.

"Naomi Klein Şok Doktrini" kitabında şöyle açıklıyor bu durumu ; “felaketin kendisi (darbe, terör, piyasanın çöküşü, savaş, tusunami vb. bütün nüfusu bir şok haline sokar.)

"Düşen bombalar, teröristlerin gerçekleştirdiği eylemler her şeyi yerle bir eden rüzgarlar, bütün toplumları, işkence hücrelerinde mahkumların kulaklarını patlatan yüksek sesli müzik ve indirilen darbeler kadar yıpratır. “

Bu felaket kapitalizmine birkaç örnek verebiliriz;

Körfez krizi günlerinde idi. Ülke hala alevler içerisindeydi. ABD 'nin özel elçisi Paul Bremer tedbirleri alıyordu.
Toplu özelleştirme, serbest piyasa ekonomisi, vergilerin %15 artırılması, devletin küçülmesi. Geçici yönetim ticaret bakanı Ali Abdullah “Benim ülkemdeki insanlar deneylere tabi tutulmaktan hasta ve yorgun düştüler” dedi.

ABD'nin New Orleans eyaleti 2005 yılında Katrina kasırgası ile sarsıldı. İnsanlar daha sığınaklarında iken serbest piyasa yani felaket kapitalizmi iş başındaydı. Bu eski binaların yıkılması bize tanrının lütfudur dediler.

Öyle bir yapılanmaya girilir ki eyalette 9 özel 123 devlet okulu vardır. Devleti eğitim yardımına zorlayarak eğitimi özelleştirdiler.

Sonuçta 4 devlet okulu 130 a yakın da özel okul olmuş oldu. 4700 sendikalı öğretmen işsiz kaldı. Okul reformcuları bir günde yapamadığını Katrina kasırgası bir günde yaptı.

2004 yılında Tsunami felakati Sri Lanka’yı vurmuştu. Yabancı yatırımcılar ve uluslararası kredi kuruluşları, büyük şirketler bu panik atmosferinden balıkçılıkla geçinen ve tropikal sahilde yaşayan bu insanlara köylerini yeniden kurdurmadılar.

Sonuçta Sri Lanka'da afet eşsiz bir fırsat sunmuş ve bu trajediden dünya çapında bir turizm alanı doğdu.

1989 'da Çin ülkenin büyük bir bölümünü ihracat bölgesine çevirmek için Komünist partinin Tiananmen meydanındaki katliamı ve arkasındaki tutuklamalar. 11 Eylül 2001 saldırıları sonucunda Bush yönetimi bozulan ABD ekonomisinde yeni bir soluk getirmek için çok hızlı bir şekilde “ Teröre Karşı Savaşa” başlamıştır. Ortaya çıkan yeni sektör; Güvenlik istihbarat şirketleri ve ihaleler...

12 Eylül darbesinden öncesini hatırlayalım “1980 tarihinde ekonomik literatüre geçen ve yapısal dönüşümleri içeren bir program açıklandı.

Süleyman Demirel, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirdiği Turgut Özal’a yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi vermiş ve bu program kısa sürede hazırlanmıştı.

24 Ocak 1980'de kamuoyuna açıklandı. Cumhuriyet tarihin en radikal ekonomik hamlesi idi.

24 Ocak kararları. Özetlersek şunları içeriyordu 24 Ocak Kararları;

 - Türkiye’nin “serbest piyasa ekonomisine” geçmesini ve uluslararası sermaye ile entegrasyon sağlanması
- Dışa kapalı bir ekonominin yerine, dünya sermayesi ile bütünleşen bir ekonomi modeline geçiş.
- Dışarıdan almaktansa içeriden temine dayalı “ithal ikameci” politikaların yerine döviz girişi sağlayacak, ihracata dayalı bir ekonomi modelinin benimsenmesi,
- Kamunun fiyat denetimlerinde mümkün olduğunca taraf olmaması ve fiyatlar genel seviyesinin piyasada oluşan arz-talebe göre belirlenmesi
- Kamunun ekonomi içindeki payı azaltılacak. Özel kesim öne çıkarılacak. Sermaye piyasaları oluşturulacak, kambiyo rejimi serbestleştirilecek. Tüm bunların yapılabilmesi için ise kurumsal ve yapısal düzenlemeler hayata geçirilmiştir.
- Faiz hadlerinin artık devlet tarafından değil piyasa tarafından belirlenmesi ve enflasyon üzerinde faizin hayata geçirilmesi yani reel faizin oluşmasına imkân sağlanması”.
"Kısaca kararları böyle özetleyebiliriz. Bu aynı zamanda Cumhuriyet Türkiye’sinde, "Devletçilik" ilkesinin yeniden yazılması doluyordu. Peki, bu kararlar nasıl uygulanacaktı." Tabii bilindik o yöntemle “Şok” metodu.

 Bu kararlar açıklandıktan yaklaşık 8 ay içinde Türkiye öyle bir karışıyor ve karıştırılıyor ki, memleketin altını üstüne getiriyorlar. Her gün ölüm, her gün gözyaşı. İnsanların geleceğinden ailesinin güvenliğinden aşırı derecede kaygı duyması gerekiyordu. Beklenen “Şok” geldi,12Eylül 1980 darbesi…

İstikrar planı yani (Serbest Piyasa Ekonomisine geçiş planı ) 1980 askeri darbesinden önce Demirel tarafından müsteşar Özal’a hazırlatılsa da, darbe sonrasında da asker tarafından desteklenmiş ve Özal kurulan darbe hükümetinde de ekonomik işlerden sorumlu başbakan yardımcısı olarak görev yapmıştır.

Turgut Özal 24 Ocak kararlarının mimarıdır. İstikrar kararlarının uygulandığı 1980-1988 arası dönemde Özal hep icrada olmuştur.

Gözden kaçan önemli bir ayrıntı, 24 Ocak kararlarına asker desteği idi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye’deki birçok siyasi yapılanmanın kırılma noktası olurken, darbe yönetimi 24 Ocak kararlarına müdahale etmeyip devam ettirerek, Türkiye ekonomisinin bu yeni programının bir nevi teminatı olmuştur. Özal sıkı bir Milton Fredman hayranı idi.

Özal döneminde Serbest piyasa Ekonomisi icraatları her zaman olduğu gibi ileri demokrasi, özgürlüklerin önünün açılması daha fazla demokrasi gibi garnitürlerle kuvvetlice destekleniyordu.

Çok daha uzun olabilecek örneklerden birkaçıdır yukarıdakiler. Bu serbest piyasa kapitalizminin en önemli argümanı da hiç şüphesiz “ En geniş kapsamlı demokratik hak ve özgürlükler “ Yani 4-5 yılda önümüze konan sandık.

Hâlbuki halkın önüne 4 yılda bir konan sandık milletin iradesini mi yansıtıyor? Tabiki hayır. Türkiye’de ve birçok demokraside seçimler parti liderlerinin ve yöneticilerinin iradelerini yansıtır.

Halk ise o elit kesimin seçtiklerini adeta bir “noter” gibi onaylamaya gidiyor sadece. Birçok demokrasi ve bizim ülkemizde adil olmayan bir seçim ve siyasi partiler kanunu var hâlihazırda.

Dünyanın her tarafında özgürlük ve demokrasi uygulamalarının yılmaz savunucuları adeta “Modern Haçlı Savaşlarına” dönüşmüş durumdadır. Devasa şirketler yanlısı rejimler oluşturmak, sürdürmek, gerekirse de darbe yapmak, yeni ürettiği konvansiyonel silahlarını hem denemek hem de satmak için savaşlar çıkarmak bu sonsuz “ Demokrasi ve özgürlük ve serbest piyasa “ sevgisinden kaynaklanmaktadır.

Tıpkı geçici Irak hükumeti ticaret bakanı Ali Abdullah Emir Allawi dediği gibi; “ Benim ülkemde insanlar deneylere tabi tutulmaktan hasta ve yorgun düştüler “ dediği gibi.

Sadece Irak halkı değil bütün dünya halkları ve bizim halkımız artık bu ekonomik deney ve şoklamalardan yorgun ve bîtap düştü…


25.1.17 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad