Post Top Ad

Mülteci krizi mi? Köle ticareti mi?


Birçok mülteci hepimiz gibi annesinin, babasının, dedesinin kısaca atalarının büyüdüğü topraklarda doğup büyür ve yaşarlar. Bir gün yâda biran geliyor o topraklardan kaçmak, terk etmek ve muhacir hayatı yaşamak için başka vilayetler, ülkeler ve kıtalara göç etmek durumunda kalıyorlar.

Kısaca mülteci dini, milliyeti, siyasi görüşü nedeniyle korku ve baskı yaşayan, zulüm gören yâda zulüm göreceği endişesine kapılan ülkesinden ayrılan yâda ayrılmak zorunda bırakılan endişeleri haklı bulunan kişiye denir.

Kölelik ise, bir insanın başka bir insanın malı mülkü olması, savaşta esir düşene, ağır suç işleyen, borcunu ödeyemeyenler, korsanlar tarafından kaçırılanlar köleleştirilirdi. Erkek kölelerin çocukları da köle olurdu. ABD 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, 1926 yılında Milletler Cemiyeti de bütün dünyayı kapitalist bir mantıkla köle haline getirmek için köleliği kaldırdı!

Aslında kölelik yasaklanmıştı. Görünen ve verilen görüntü bu şekilde idi. Ama asla öyle olmadı. Aksine bütün dünya kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisi ve demokrasi söylemleri ile hızla köleleştirilip, mülteci haline getiriliyor idi.

Önceden Afrika'dan köle ticareti yapan Avrupa ilk önce bunların işe güce yarayan kuvvetli olanlarını okuma yazma, meslek bilenlerini tercih ederlerdi. Böylece bedavaya yakın bir ücretle iş gücü sağlamakta idi.

Hatırlayacağınız gibi bir müddet önce AB ile bir mülteci anlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya göre AB mültecileri Türkiye'ye gönderecek. Türkiye gelen mültecileri kayıt altına alacak, AB de bu mültecilerin yerine Suriyeli mülteci alacak.

Tıpkı kölelik zamanında Afrika'dan güçlü, kuvvetli, boylu boslu zencilerin alınıp köleleştirilmesi gibi Mülteci alınırken de listelere bakılarak işe yarayan, parası olan, mültecilerin tercih edilip sömürmesi gibi.

Doğup büyüdükleri topraklardan kâh köle, kâh mülteci olarak koparılan bu insanlar neden yurtlarını terk etsinler ki. 1900 yılların başında Avrupa’da Afrikalı zenci köleleri hayvanat bahçesinde ziyarete açan zihniyet ve kültür, yaklaşık yüz yıl sonra aynı şeyi değişik bir şekli ile tekrar ediyor!

Avrupa, ABD, Rusya gibi egemen güçlerin zalim piyonlarının adı bir gün Esad, bir gün Saddam, bir gün Sisi, bir günde Kral Salman olabiliyor. Ülkeleri sömürülen güçler, zalimlikleri tavan yapan yerel piyonların iktidarlarını korumaya giriştiklerinde ise savaş kaçınılmaz oluyor.

Binlerce masum yollara dökülüyor. Başka diyarlarda sefil oluyorlardı. Ama onları sömürenlerin ülkelerine adım attıklarında ise adeta kıyametler kopuyordu. Tel örgüler arasında adeta köle pazarları kuruluyordu.

Hâlbuki kurdukları o müreffeh medeniyette, Ege'nin soğuk sularında ağlara takılan çocuk cesetlerinden, seksen yaşında yurdundan sürülen dedeye kadar herkesin hakkı vardı.

Uluslararası toplum dediğimiz şey koca bir hiç daha doğrusu koca bir yalan, tıpkı BM gibi. Sadece egemen güç ve güçlüler var. Uluslararası toplum ve BM gibi kurumlar ve topluluklar bu egemen güçlerin kâh zulüm kâh sömürü kâh işgallerine yasal kılıf hazırlama teşkilatlarından öte bir şey değildir.

Korku ile bir medeniyet inşa edilemez. Edilse de ayakta duramaz ve yaşayamaz. Her bir mültecinin batı toplumunda çalınmış emeği ve hakkı fazlaca mevcuttur.

İslam âlemi bu mültecileri bir zamanlar kendi insanlarından kiliseye gidip tövbe etmeyenleri hastanede muayene etme izni vermeyen, insanlardan medet ummak zorunda bıraktı.




2.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad