Post Top Ad

Kapitalizmin Mabedi! Chicago Okulu


ChicagoÜniversitesi'nde kurulan bir ekonomi okuludur. Bu okulun bir numaralı temsilcisi Miton Fredman'dır. Daha önce Chicago Okulu ifadesi üniversitenin siyaset bilimi ve sosyoloji konularında ün yapan öğretim üyeleri için kullanılıyordu. 

Chicago Ekonomi Okulu'nda piyasa ekonomisinin en kuvvetli savunucuları toplanmıştır. Rekabet koşullarının muhafaza edilmesini ve eğilimlerin önlenmesini savunmaktadır. Altın fiyatlarının serbest bırakılmasını, esnek kambiyo kurları uygulanmasını da savunmuştur. 

Para konusuna ağırlık veren bu okul, piyasa dengesini yalnız tedbirlerle sağlamanın mümkün olduğunu savunmaktadır. 
Chicago Okulu'nun ekonomi politikasını üç noktada toplamak mümkündür:

Ekonomik faaliyeti en iyi şekilde organize etmek için bu iş rekabetçi piyasalara terk edilmelidir. Ekonominin devlet tarafından yönetiminin birçok şekillerine karşıdırlar. Bir ülkenin para sisteminin çok önemli olduğuna inanmaktadırlar.

Chicago Okulu’nun ileri sürdüğü görüşler, dünyada kapitalizmin, gelmiş geçmiş en tehlikeli ekonomi teorilerinden biridir.

Söz konusu sistemin asıl özelliği, kamuya ait zenginliklerin özel mülkiyet/dünyanın belli başlı tekellerine peşkeş çekilmesi amacıyla yapılan büyük çaplı transferlerdir. Buna, sıklıkla patlamaya hazır dış borçlar, işsiz kalıp terkedilmiş, kullanılıp bir kenara atılmış yoksullar ve göz kamaştırıcı zenginlikler arasında hızla büyüyen uçurumu ekleyebiliriz.

Devlet olacaksa, vergiler düşük olmalı, zengin ve yoksul aynı oranda vergilendirmeliydi. Şirketler ürünlerini dünyanın her tarafına satmakta özgür olmalılardı ve hükümetler ulusal sanayileri ve ulusal mülkiyeti koruma çabasına girmemeliydi.

Emeğin fiyatı dâhil bütün fiyatlar piyasalarca belirlenmeliydi. Asgari ücretin olmaması gerekirdi. İletişim ve enerji alanını devlet hemen boşaltmalı, sağlık hizmetlerini sunmak, emekli aylığı ödemek, hatta ulusal parklar yapmaktan bile vazgeçmeliydi.

Neo-liberal saldırıya hedef alınmış ülkelerin hükümetleri ise “saldırgan bir gözetim”, “kitlesel tutuklamalar”, “özgürlükleri daraltma”, “sıklıkla işkence uygulaması” yapan hükümetlere dönüştürülmektedir.

Friedman’a  dek özellikle üçüncü dünya ülkelerinin yöneticileri, örneğin Arjantin’in Juan Peron’u, İran’ın Musaddık’ı, Mısır’ın Nasır’ı gibi politikacılar, yalnızca yer altı madenlerini yurt dışına ham olarak ihraç edip yan gelip yatmayı değil, otoyollar yapmayı, planlı bir endüstrileşme politikası gütmeyi, demir-çelik fabrikaları gibi sanayi altyapıları kurmayı, otomobil, çamaşır fabrikası imal edebilecek ulusal şirketlere cömertçe teşvikler sunmayı tercih ediyor ve korkunç derecede yüksek tarifeli yabancı ithal mallarından uzak duruyorlardı.

1950’lerde Arjantin, kıta üzerindeki en büyük orta sınıfa sahipti ve yakın komşusu Uruguay’da okuma yazma oranı % 95’ti. Uruguay bütün vatandaşlarına ücretsiz sağlık hizmeti veriyordu. Kalkınma politikası izleyen her ulusal lider tıpkı Marksistler gibi kapsamlı ve radikal bir ulusal ekonomi politikası izliyorlardı.
Birinci ve üçüncü dünya ülkeleri arasındaki açığın kapanabileceğine ilişkin bu güçlü uygulamalar ChicagoÜniversitesi İktisat Bölümü’nü kara kara düşündürüyordu.

Savaş sonrası oluşan Keynesçi uygulamalar, büyük şirketlerin oluşturduğu kesime çok pahalıya mal oluyordu.

İşçi ücretleri ve yüksek vergilerle kazançlarını yeniden dağıtmaya zorlanıyorlardı. ChicagoOkulu’na göre üçüncü dünya milliyetçiliği  “totalitaryan komünizm” yolunda ilerlemeye doğru ilk adımdı ve henüz tomurcuk halindeyken koparılıp atılması gerekirdi!

Ulusal ekonomiye önem veren, daha adil toplumlar yaratmak için kolektif zenginliği bir havuzda toplamaya çalışan bu Keynesçi çabalar,  -Friedman’ın kendi deyimiyle- 


“Kapitalizmin saf halini lekeleyen!” bu ekonomik politikalar berhava edilmeliydi.


21.1.17 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad