Post Top Ad

Güneşin ilk ışıklarının vurduğu Anadolu toprakları

Görmek amaçlı seyahat etmeyi seven birisiyim. Birçok yere bu amaçla geziler yaptım. Serhat illerimiz olan Kars, Ardahan, Iğdır bölgesine hep gitmek istemişimdir.


Bir gün Bir dönem beraberde siyaset yaptığımız Ali Mollasalih dostum aradı. O da benim gibi bu işlere meraklı enerjik bir arkadaşım. Bana Doğu ekspresi ile Kars’a gitme fikri olduğunu söyledi. Böylece serhat yolculuğumuzun ilk adımı atıldı. Bursa’dan üç arkadaş Eskişehir’e geçerek, hızlı Tren ile Ankara’ya ulaştılar. Cuma günü akşam 18.00’de bir gün sürecek yolculuğa başladılar. Ben tam bir gün süren  tren yolculuğuna katılamadım maalesef.

Cumartesi saat 15.00 uçağı ile Kars’a uçtum. İki saat yolculuktan sonra Kars Harakani Hava alanından kiraladığım araçla şehir merkezine yolculuğa başladım. İlk gözüme çarpan bir Rus yapısı olan Fetih camii idi. Kars şehir merkezi taş evleri ile gerçekten güzel bir görünüme bürünmüştü.

Doğu Ekspresi ile gelen arkadaşlarımız Ali Mollasalih, Yavuz Atalayın, Cengiz Şimşek’te Sarıkamış’a yaklaşmışlardı. Kars’tan Sarıkamış’a geçerek onları karşıladım.

Sarıkamış her noktası şehit şüheda ile dolu. Allahuekber dağı eteklerindeki şehitlikte minnet ve dua ile başladık yolculuğumuza. Diğer iki şehitliğimizi de ziyaret ederek Kars’a doğru hareket ettik. Şehir merkezini şöyle bir göz gezdirip konaklayacağımız Otele geldik.






Akşam sonrası tekrar şehir merkezinde bir yürüyüş gerçekleştirdik. Akşam yemeğimiz yörenin ünlü peynirleri ve Kaz etinden oluşan bir menü idi. Daha sonrası yerel bir kahvehanede keyifle bir kahve içtikten sonra istirahate çekildik.

Sabah saat 04.00 civarlarında kalktık. Kars’ta önemli bir kişi meftundu. Anadolu’ya ilk gelen Horasan erlerinden Ebul Hasan Harakani hazretlerini ziyaret edecektik. Otelimize yakın bir mesafede olan Harakani hazretlerinin meftun bulunduğu külliye gerecekten bizi cezbetti. Sabah namazı ile beraber caminin imamının billur gibi sesiyle aşrı şerif ve tesbihat okudu. Gerçekten müthiş bir eserdi bu külliye..

Külliyeden tam çıkarken bir ses “ Şifalı Tekke çorbamızdan içmeden gitmeyin” diye seslendi. İsteye uyduk ve tekkenin alt katında Buğday ve Tereyağından yapılan o nefis çorbayı yer sofrasında içtik.





Külliye hemen o muhteşem Kars kalesinin altında. Buradan Anadolu’ya ilk güneş ışıklarının her gün vurduğu yerden otuz beş km ilerideki medeniyetin ilk kurulduğu ve bir zamanlar nüfusunun 100 bin olduğu söylenen “Ani “ tarihi şehrine doğru hareket ettik.




Gerçekten sabahın ilk ışıkları bize muhteşem bir şekilde eşlik ediyordu. Taş evlerin oluşturduğu köylerden geçerek Ani’ye varmıştık. Karşımızda bütün muhteşemliği ile “Ani Harabeleri vardı. Hala ayakta kalan kiliseleri, konakları, camisi, sarayları ile beraber tarihte bir yolculuktaydık. Sert sabah  Kars havası ve kuş sesleri eşliğinde.

Ani harabeleri hakikaten görülmesi gereken yerler. Hemen yandaki köyde oturan ve çobanlık yapan Terekeme Türklerinden bir amca ile sohbete koyulduk. Bize halk dilinden yöreyi anlattı. Birde acı bir şey söyledi. 1955 yılında Menderes döneminde devlet bize müsaade etti harabedeki taşları söküp ev yaptık dedi. Adeta bu nasıl bir iş dedik, nasıl bir vurdum duymazlık.!



Yaklaşık üç saatte gezebildik Ani şehrini. Ani şehrinin hemen yanı başında Arpa Çayı deresi akıyor. Derenin bir yanı Ermenistan, diğer yanı Türkiye.
Harabelerin paralelinde sağa doğru birkaç köye doğru hareket ettik. Türkiye-Ermenistan’ın ortak kullandığı baraj gölüne ulaşmıştık. Artık telefonlarımıza Ermenistan’a hoş geldiniz mesajlarıda gelmişti. Aramızda bir dere vardı. İleriki köye vardığımızda Dostumuz Ali Mollasalih siyasetçi, televizyoncu refleksi ile sınır köyündekilerle koyu bir muhabbete tutuldu. Tam bir köydü burası bahçesinde tezekleri, tavuğu, koyunu olan.



Şimdi ismini yazamadığım bir köye yaklaştık. Uzaktan kiliseye benzeyen bir yapı gördük. Yanına yaklaştığımızda M.S 10 yılında yapılan Kızılvenk Kilisesiydi. Gerçekten nefis bir mimarisi vardı. Bu bin yıllık eser maalesef köylü tarafından, Depo ve Tavuk kümesi olarak kullanılıyordu. Uydurma tahta kapılar yapılmıştı mabede.  İçler acısı durumda bir sürü tarihi eseri göre göre Kars’a vardık.





Kars Kalesinden şehre bir kuşbakışı baktığımızda muhteşem dümdüz bir ova görüyoruz. Arkamızda ‘da Rus savaşlarında müdafaa için kurulan Tabyalar vardı. Tabyaların içinden geçerek vadiden Kars’ın güneyinden şehre tekrar girdik. Her daim Ali Mollasalih Yavuz, Cengiz beyle beraber her zaman yaptığımız gibi bir çay ocağına oturduk.



 Çayımızı yudumlarken vatandaşın gündeminde kulak kabarttık. Şehirde bir yürüyüşten sonra Kars Harakani Havaalanına doğru yola koyulduk.




Gezi yazılarını çok uzun yazmak istemiyorum. Okuyucuyu yormadan kısaca özetlemeye çalıştım. Bölge iki gün gibi kısa bir sürede gezilmesi mümkün değil gerçekten.
Kısa zaman içerisinde çok yer görmenin yorgunluğu ama yeni yerler görmenin verdiği haz ile İstanbul’a doğru uçak yolculuğumuz başladı.
İstanbul’a vardığımızda Dostum Ali Mollasalih, Cengiz ve Yavuz beylerin yolu daha bitişti. Onlar Bursa’ya doğru yola koyuldular.


Gezmek görmekte okumak kadar önemlidir.
2.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad