Post Top Ad

Farklılıklarımızla Yaşayalım, Ama Beraber Yaşayalım..





Bayram Ali Akyüz




Tüm dünyada şu soruya ciddi olarak cevap aranmaktadır. " Hem birbirimizle eşit, hem de birbirimizden farklı olarak birlikte yaşayabilir miyiz? "

Farklılıklarımızla yaşayalım, birlikte yaşayalım. Evet, ama nasıl?

Kimimiz öncelikle birliği korumak istiyor, kimimizde farklılıkları korumak istiyor. Toplumda ikisinin birbiri ile beraber yaşamasını istiyor. 
Toplumumuzu birbirine bağlayan maddi ve manevi bağlar, güven oluşturan unsurlar azalmakta ve sorumluluk sahibi tüm insanları endişelendiren üzücü olaylar meydana gelmektedir.
Toplumsal yapımızı güçlendiren, birbirimize güvenimizi arttıran, sosyal yanımızı sağlamlaştıran ve bizi birbirimize katlanabilir bir duruma getiren, ortak paydalarımız olan değerlerimize yeniden dört elle sarılmamızın gerektiği çok kritik bir dönemden geçmekteyiz.
Hep söyleriz hamaset gibi gelir ama aslında çok büyük bir gerçeği bir daha hatırlatalım.

Anadolu toprakları üzerinde yaşayan;  Türk, Çerkez, Kürt, ,Abaza, Roman, Arap, Tatar, Gürcü, Laz, Müslüman, Hristiyan, Musevi birçok mezhep ve meşrep aynı coğrafyayı, aynı suyu, aynı toprağı ve aynı havayı solumuşlar.
Anadolu'muz da barış ve huzur içinde yaşamışlar. Bunun en özgün ağırlığı Anadolu da görülmektedir. Öyle ki Anadolu'daki bu durum dünyada bir benzeri olmayan özgünlüğe sahip.
Birlikte yaşamak için ilk atılacak adım farklılıkların kabulü değil de, insan olduğumuzu kabul etmekle başlar.
Kur’an’da, insanların birbirlerini tanıyıp anlamaları amacıyla Allah'ın onları farklı milletlere ayırdığı ifade edilmektedir.
Tarihten gelen ayrılık noktalarını bir kenara bırakıp birlikte yaşama, alçak gönüllülük ve Ahlak’ı, önce dini daha sonra diğer birçok alanda yaşama geçirmek herkesin görevidir.
İnsan olmak; Başkalarının acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini paylaşmak ve hissetmekle başlar. İnsan sorumlulukları ile yaşar. Sorumlulukları ile yaşayanlar mutluluğun  erdemi, fazileti, huzurunda yakalamış olur.
İnsan olmak ahlak seviyesinin üst kademesidir. Alçak gönüllülük kendini tanıması, kendini bilmesidir.
“Günümüz dünyasında devlet, halk ve toplular arasındaki fark gün geçtikçe açılmakta. Devlet kendini bürokrasi ile güçlendirirken halk zayıflıyor. “
İnsanı insanca yaşatmak ve onu mutlu kılmak en üstün amaçtır. Devlet, insanın onuru, namusu, hakları, özgürlüğü ve mutluluğu için bir araçtır.
Bunca mesafeye rağmen toplumda ayrımcılık, adaletsizlik, yoksulluk, şiddet, terör ve cehalete karşı, insanı esas alan bir çözüm olarak insan haklarını daha fazla ihtiyaç vardır.
“Zira unutmamak gerekir ki; insanın onuru ve haklarının korunmadığı bir siyasal sistem adil, bu sistemde yaşayan bireyler de özgür değildir.”
Hakları, onurları ve özgürlükleri koruma altına alınmayan bireylerin birlikte yaşama iradesi göstermeleri beklenemez. 
Hepimizin inançlarımız, dünya görüşlerimiz veya bakış açılarımızdan dolayı bir siyasi kimliğimizin olması veya oluşması kadar normal bir şey olabilir mi?
Farklılıklarımızla ve birlikte yaşamak için en öncelikli ve önemli ana kuralı düşünceleri kabul etmektir. Düşünce ayrımını yok etmemeliyiz.
İslam’ın ana kaynağı olan Kur’an, sanıldığının aksine, farklılıkları yok etmek yerine, "olduğu gibi" tanımanın önemini işaret etmiş, hatta onları birer "ilahi işaret" olarak yorumlamıştır
Şu günlerde hayatımız resmi doğrular, resmi yanlışlar etrafında resmi bir hayat tarzı ile geçiyor. Sivil düşüncenin yerini resmi düşünce almış bulunmakta.
“Hayatımızda düzeni adalet sağlar. Adalette insanı, devleti her türlü aşırılıktan, ölçüsüzlüklerden men eder. Adaletin tesis edilmediği, ya da sağlam bir adalet sisteminin olmadığı toplumlarda eşitlikten, özgürlükten bahsedebilir miyiz?”
Özgürlük insanın fıtrattandır, insanın yaratılışının anlam ve amaçları doğrultusunda hareket etmesidir.
“İnsanı üstün tutmayan ve onu en yüce değer olarak kabul etmeyen hiçbir devletin, düşüncenin, dinin, törenin, ideoloji ve siyasal sistemin iyiliği, doğruluğu ve meşruluğu ileri sürülemez.”
Farklılıkların toplumsal guruplar arasında herhangi bir eşitsizliğin kaynağı olamayacağı ve eşit olduklarını vurgulamaktır.
İnançlarımızı, değerlerimizi hayata geçirecek, özgürlüğümüz yok ise farklılıklarla ve birlikte yaşamak mümkünümdür?

İnsanları ideolojilerine, mevkilerine göre değerlendirir isek böyle bir düzende özgürlük olmaz.
“İtibarsız bir özgürlük, özgürlük değildir. İdeolojik ayrımcılığın olduğu toplumda adalet var denemez.”
Hepimiz kendimizi inançlarımız ve değerlerimizle inşa ederiz.

 Eğer değer ve inançlarımızı özgürleştiremez isek yok olmaya mahkûm oluruz.   

Selam ve Saygılarımla
23.2.17 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad