Post Top Ad

En büyük düşmanımız; İnisiyatif almamak..

İnisiyatif almak kimseden talimat beklemeden üstünlük kullanmak, karar alma becerisini göstermek demektir.
Buda bize yaşadığımız 21.Yüzyıl teknoloji ve iletişim çağında daha esnek ve daha hızlı olmak zorunda olduğumuzu gösteriyor. Bunun için de daha fazla öncelik almamız daha fazla işbirliği yapmamızı gerektiriyor.
İnisiyatif kullanmak kurallara uymak kadar bu kuralları bozacak istisnai durumları sezebilmek demektir. Hangi kademede olursa olsun kendi sorumluluklarının farkında olup hangi durumda ne yapması gerektiğini bilmektir. İnisiyatif esasen bir sağduyuya sahip olmaktır.
Bir konuyu vazife edinmek o konuda sorumluluk üstlenmek demektir.  Karar almamak alamamak, risk ve sorumluluktan kaçmak demektir.

Ülkemizde sorumluluktan kaçmak sadece bireysel değil artık toplumsal bir hastalık halini aldı. O yapar, en iyisini o bilir, biz ne anlarız, sen ne anlarsın gibi kendini küçümseyen önemsemeyen basit gören bir hale bürünmekteyiz.
Bütün islerimiz artık, patronum bilir, başkanım bilir, hocam bilir, efendi bilir gibi fikri köleleştiren kavramların arkasına sığınmak maalesef. Ona bir soralım da öyle yapalım. Onun tepkisi ne olur?
Korku kültürüyle yönetilen, hataya hoşgörü gösterilmeyen, birlikteliğin paylaşılmadığı organizasyonlarda çalışmak sorumluluk almak, inisiyatif kullanmak da kolay değildir elbette.
Başarısızlık korkusundan ötürü inisiyatif alamıyoruz. Buda kararlar alamamamıza, fırsatları kaçırmamıza neden oluyor. Hiç istemediğimiz bir organizasyonun şuursuz bir elamanı olmak durumunda kalıyoruz.
İnisiyatif almak, “durumdan vazife çıkarmak ve bu vazifeyi üstlenmeye gönüllü olmak” demektir. İnisiyatif almak, yapılması gerekeni yapmaktan öte; kimsenin bir şey söylemesine gerek kalmadan yapılması gerekenin ifasıdır.
Bir yönü ile şöyle diyebiliriz, Risk almak başarısızlığa uğrama olasılığını hep içerir; kazanmak kadar kaybetmeyi de kapsar. Bu siyaset içinde, ticaret içinde gereklidir. Bu risk aldığımız zaman peşinen bir şeyleri kaybedebileceğimizi, işlerin hiç de istediğimiz gibi gitmeyebileceğini de kabul etmiş oluruz.
İnisiyatif almak korkusuz olmak anlamına gelmez. Aksine cesaret aslında insanın “gözü kara” olması değil; korkusuna rağmen korktuğu şeylerin üzerine gitmesidir.
Gidilmemiş yollardan gitmek üreten insan olmanın ön koşuludur.
 Onun içinde başarısızlık korkularının altında neler yattığını daha iyi anlıyoruz.
“En önemli görevlerimizden biri korkumuzu yenmektir”. Buda hayata geçirmediklerimiz, potansiyellerimizin kullanma imkânlarını harekete geçirmekle olacaktır.
Başarısızlığın psikolojisine esir olmaktan arınmalıyız. Bu korkudan arınanlar, başarısızlık durumunda daha yapıcı oluyor. Olumsuz bir hava estirmek ve herkesin moralini bozmak yerine bir daha başarılı olmanın yollarını arıyorlar.
Kolayı seçip hiçbir şey yapmadan, hiçbir inisiyatif almadan sırf söyleneni ve talimatları yerine getiren istediği maddiyata yada makama kavuşur. Ama istediğine kavuştuğunda geriye kendinsen bir hiç kalıyor.
Bir düşünür diyor ki akıllı “Akıllı insanlar başarısızlıkları birer başarısızlık olarak değil gelişim ve öğrenme fırsatı olarak değerlendirirler.”
Hiçbir risk almadan, hiçbir inisiyatif almadan bunları alan insanların gölgesi olmaktan öteye gidemeyeceğimiz bir gerçektir. Bugünün gölgesi yarının  kölesi.
Hayatta gösterdiğimiz cesaret ve kararlılık korkularımızla nasıl başa çıktığımızla ilgili değil midir?
Sosyolog Erol Erdoğan beyin güzel bir sözü ile bitirmek isterim;
“İnsan her defasında kendine bir efendi bularak köleleşir, Allah her defasında insana özgürlük yolunu gösterir.”


2.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad