Post Top Ad

Dünyanın en büyük günahlarından biridir umutsuzluğa kapılmak...


İslam âlemi yüzyılın başından itibaren aşağılamalara ve yenilgilere maruz kalmış, kitleler halinde kıyıma, sömürüye, tecavüze uğramışlardır. Her anlamda adaletsizliğin, her türlü saldırının kurbanı oldular. Hem bütün bir İslam coğrafyası ve hem de dünyada.

Bu kadar zülüm ve adaletsizliğe maruz kalmış İslam milletleri nasıl oldu da dünyanın en kötü imajına sahip oldu?  

Müslüman” denilince, saldırgan, terörist, kanun tanımaz, kaba, çağdışı bir insan olarak görülmekte maalesef. Bütün bir İslam coğrafyasında huzur, birlik ve dirlik yok. Bir bakıyorsunuz zalim bir diktatör musallat oluyor, ya da emperyalist güçlerin “şok” piyasa kurallarını oynayan oyuncuları.


İslam âlemi kendi içerisinde bölüneceği kadar bölünmüş, elliden fazla devlet olmuştur. Bunlar birer ulus- devlet halini almıştır. Bu devletler ya birbirleri ile savaşıyor ya da kendi millet devletleri içerisindeki guruplarla savaşıyor.

 Bu devletlerin kuruluşunda rol oynayan emperyalist devletler, bu devletleri ve devletlerin içerisindeki diğer etnik gurupları birbirlerine kanlı bıçaklı düşman yapmayı becerdiler.

 İslam memleketlerinin birçoğu iç ve dış güvenliğini sağlayamıyor, ellerindeki ekonomik güçlerini de kullanamıyor ya da kullandırılmıyor. Birçok İslam ülkesinde ekonomik kazanımlar iktidar mücadeleleri için kullanılıyor.

Dünyanın sömürücü kuvvetleri ise bir İslam ülkesine vurmak için diğer İslam ülkesini “ üs” olarak kullanmakta.

 En kötü tarafı Müslümanlar mutluluğu kör inanışta aramakta yüzeyselliğe ilgi duymakta. Hayatın her noktasında yaşamış olduğumuz noksanlık ve zayıflıklar maalesef paniğe dönüşmüş durumda. Batının başarılı örnekleri karşısında çareyi batılılaşma ve taklitte aramakta.

 En acı tarafı ise Müslüman toplumlar üzerine yapıştırılan “Terörist” imajı. Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir” diyen ilahi mesajın muhatabı bir insan üzerine bombayı sarıp kendini ve onca masumu öldürüp, hayatları cehenneme çevirip cennete gideceğine inanması ve inandırılması.
 Bir düşünen yok mu, bu insanlar bu eylemlere nasıl, niçin ve neden ikna ediliyor? Fundamentalist bir gençlik yetişiyor. Eğitim ise bizim ülkemizden bakarsak sadece “test” gençliği yetiştirebiliyor.

Ülkemizde çoğu kesimde ilmi çalışma olarak, çamaşıra damlayacak sidiğin vereceği azapla, kefenin yakmayanı , sakalı şerifin suyunun şifa olarak dağıtılması gibi ilmi alanlarda yapılmakta.!


Bugün Kuran, medeniyet üretemeyen, dünyaya uyum sağlayamayan bir ümmetin elinde kaldı. Kendimizi kısıtladıkça kısıtladık ve bize öğretilen çözümlere mahkûm ettik. Yeni Bir medeniyet

 “Yeniden bir Müslüman aklın” inşasına ve Allah’ın kitabı ile bağlantı kurulması ile mümkün olacaktır. Allah’ın peygamberine vahiy  ilk gönderildiği günden bugüne kadar geçen süreçleri daha iyi inceleyip analiz etmeliyiz.

 Değişmez ilahi buyruğunda rabbimiz derki;

Bir millet kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. (Rad 13 /11)

Ye'se düşmek bir Müslümana yakışmaz. Dünyanın en büyük günahlarından biridir umutsuzluğa kapılmak...

"Allah kuluna kâfi değil mi?"






2.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad