Post Top Ad

Darbelerle Büyüdük

Bayram Ali Akyüz


12 Eylül sabahı idi. Sabah saat 07 de o akşam evimizde misafir olan rahmetli Nihat abi apar topar işe gitmek için evden çıkmıştı. Tam binanın girişinde bir askerle karşılaştı. O sesle irkildik "gir lan içeri"

Apar topar Nihat abi kendini evin içine attı. Babama dönerek; Mehmet abi kapıda asker var dedi. Radyo ve Televizyonu açınca baktık ki Hasan Mutlucan’ının kahramanlık türküleri çalıyordu. Ülkede darbe olmuş ve sıkıyönetim ilan edilmiş idi.

12 Eylüle yakın günlerde mahallemizdeki banka Şubesi bombalanmış, dükkânını açmayacaksın dedikleri, Rizeli Bakkal amca dükkânını açtığı için dükkânına bomba atılmış, Emirhan caddesi benzin dökülerek yakılmış idi.

Dönemin sembollerinden olan tüp gaz sıkıntısı had sayfada idi. Hemşerimiz olan tüp gaz bayisi bize tüp ayırıyordu. Öğretmenime birkaç tüp götürdüm ve bunu yıllarca bana söyledi. Bunlar o yıllarda dokuz yaşında ilkokul ikinci sınıfa giden benim aklımda kalanlar idi.

12 Eylül ve sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde babam beni ekmek almaya gönderiyordu. Askerler bana bir şey demiyorlardı. Kapıya gelen arabadan da Tercüman gazetesi alıyordum. Sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı günleri böyle geçti.

Rahmetli babam piyasanın durmasından dolayı iflasın esiğine gelmişti. Günlerce iki elini başının arasına koyarak günlerce bir çare düşündü.

Kenan Evrenli ve Turgut Özallı yıllarla 1990 kadar gelmiştik. Erbakan Hoca, Demirel, Ecevit ve Türkeş’inde siyasi yasakları da kalkmıştı.

1989 yılında on yedi yaşımda katılmıştım gözbebeğim Milli Gençlik Vakfına. Şahidi ve mağduru olacağım 28 Şubat darbesine kadar soluksuz çalıştık vakıfta. En önemlisinde kendimizi yetiştirdik.

Merhum Erbakan Hocamız bizi hiçbir paralel örgüt ve çeteye bulaştırmadan bir şuur kazandırmıştı. Hele ki şehit Genel Başkanımız Adnan Demirtürk tam bir efsane idi.

28 Şubatta bir gurup cuntacının tank yürütmesi ve onların siyasi ortakları bugünkü FTÖ terör örgütünün liderinindi içinde olduğu cunta sivil yönetime post modern darbe yapmışlardı.

Donemin ceberut Cumhuriyet Başsavcısı Nuh Mete Yüksel 900 şubesi,150 yurdu, 350 bin kayıtlı üyesi olan Milli Gençlik Vakfına kapatma davası açtı.

Vatanına milletine, dinine, imanına, bayrağına bağlı bir nesil yetiştiren yuvamızı elimizden aldılar.

28 Şubat günlerinden sonra aksam haber bülteni izleyemedim yıllarca televizyondan. Resmen psikolojim bozulmuş idi ve bu 10 yıl sürdü. Bize  bu dönemden düşen sabır ve sükûnet idi.

27 Nisan bildirisini yaşadı ülkemiz. Yine bir grup asker vatanın tek sahibi yâda mutlak sahibi kendisiymiş gibi diklendi. Bu sefer hükûmet sert tepki verdi karşılarına dikildi. Ama yine demokrat, özgürlükçü düşünce sınıfta kaldı. Sanki iktidarda siviller değildi de "zenciler" vardı.

15 Temmuz günü bizim için sıradan bir gün olarak başlarken bazıları için olağanüstü bir gün olarak başladı. Cuma sonrası artık hafta sonu rahatlığı başlamış idi. Taki Şehitler köprüsündeki askeri araçlarla ve tanklarla herkes irkilene kadar.

Bizde ne olduğunu anlamaya çalışırken herkes gibi köprüye bombamı konuldu acaba diye düşündük. İyide bomba varsa niye polis değildi de asker var? Ankara’da neden F-16 uçakları uçuyor?

Başbakan Binali Yıldırım'ın bu bir kalkışmadır diyene kadar darbeyi tam anlayamadık. Millet sokağa çıkmaya başladı ve Cumhurbaşkanımızın milleti sokağa çıkmaya davet etmesi ile artık tereddütsüz millet sokakları doldurmaya başladı.

Darbeye Çatalca’da bahçemizde yakalanmıştık. Çocuklarımı ve kardeşimde beraber Çatalca merkeze indik. Büyük bir coşku ve bir o kadarda öfke vardı darbeye karşı. Sela seslerini duyulmaya başlayınca insanlar hüzünlenmişti.

27 Mayıs ve 12 Eylülde halk sokağa çıkamamış idi. 28 Şubattan payımıza düsen büyük bir sükûnet ve sabırdı. Bu sabır bizi pişirmişti. Bayrağını eline ala sokaklara akıyordu. Herkes artık ülkesine sahip çıkıp destan yazıyordu.

Tankın altına yatanlar, tankın önüne dikilenler, askere etmeyin yapmayın diye yalvaranlar. Ey hat karsılarında asker yoktu. Bir grup cinnet geçiren cani ve teröristler halkına ateş açtı. Tankla ezdi, uçakla bombaladı. Meclisini bombaladı.


Âdeta herkes şok olmuştu. Bu ordu bizim ordumuz mu? Bu asker bizim askerimiz mi? Kısa sürede bunların asker elbisesi giyen teröristler olduğunu anladık.

Ülkenin cumhurbaşkanının hayatına kast edildi, Başbakan adeta köşe kapmaca oynayarak Ankara’ya ulaşmaya çalıştı. Yolda aracı tarandı. Cinnet geçiren aklını ve beynini bir meczuba kiraya vermiş bir haşhaşi topluluğu ile karsı karşı idik.

Sabah ışıklarına kadar bastırılmıştı darbe. Biz bu sefer sınavı kazandık. Halk darbeyi bastırmıştı. Bu sefer cunta halkı batırıp susturamamıştı. 16 Temmuz sabahı bir vatanımız ve bu vatanin sahibi olduğumuzu iyicene idrak ettik. Cuntacılar bu sefer Nihat abiye dedikleri gibi "gir lan içeri" diyemediler bu sefer.

20 gün geçtiği halde millet hala sokaklarda idi. Sokağa çıkın diyenin içeri girin demeden girmeyiz içeri diyorlardı. Topyekûn ortak kaygıları vatan olan halk sivil iradeye sahip çıkıyordu. Siyasiler ortak paydalarda birlik olmuş buda halka büyük moral olmuştu.

Bu insanlar bizim insanımızdı. Ne acıdır ki bu insanlar "Allah " ile kandırılmıştı. Beynini aklını tüm benliğini bir meczuba kiraya vermişlerdi. Bunlar bu duruma nasıl geldiği önümüzdeki günlerin tartışma konusu olacak.

Bu darbe girişimi halka bir vatanı olduğunu ve bu vatanın sahibinin kendisi olduğunu adeta benliğine işletti. Bütün renkleri, kültürleri ile ortak paydada buluşturdu.

Bu payda ortak paydaşı vatan olanları buluşturup birleştirmişti. Bu geleceğe umutla bakmamıza daha fazla umut var olmamıza vesile oldu.

Önümüzdeki günlerde bu darbe niye oldu, nerede ihmallerimiz oldu, bu insanlar nasıl kandırıldı bunları okuyup yazacağız elbette.

Darbeden şahsen unutamayacağım her sela duyduğumda tüylerimin dikken gibi olması ve içimde oluşan ağlama isteği.

Selam ve saygılarımla


8.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad