Post Top Ad

Çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen *


İnsan hayatından birçok şey sınıflara ayrılmıştır. Bu ayrımlar gündelik hayatta kendisini çokça hissettiren bir durumdur. Ekonomik olarak tutunda yemek içmek konularında bile birçok mekân yiyecek ve içecek belli sınıfların sembolü olmuştur.

Çayın ilk yudumlanışı çok eskilere, M.Ö. 2737 yılına, Çin İmparatorluğu'na kadar dayanır. Efsaneye göre Çin'in ilk imparatorlarından Shen Yung, çay bitkisinin tesadüfen sıcak suya düşmesine şahit olur.


İmparator, işte bu keşifle birlikte çayın büyüsüne kapılır ve yine efsaneye göre yedi yıl boyunca o bölgede kalarak sürekli çay içer..

Çayın Avrupa'da ilk söz edilişi ise binlerce yıl sonra, 1559 yılında gerçekleşir. 1606 yılı ise çayın Avrupa'yla tanıştığı yıl olarak tarihe geçer. 1635 yılından sonra, Hollanda ve Fransa,İngiltereAvrupa'da çay tüketimine öncülük eden ülkeler olurlar. İlk demlik örneklerinin Çin'den

Avrupa'ya ulaşması ise 1650'li yıllarda gerçekleşir.

Ülkemizde çay Ziraat Mühendisi Zihni Derin tarafından Batum'dan getirtilen çay tohumları ile çay fidanı üretimiyle başlanmıştır.


Yurdumuzda başlayan çay yetiştirme hamlesi 1937 yılında kesin şeklini almış ve Sovyetler Birliği'nden Gürcistan kökenli 20 ton çay tohumu satın alınmıştır.Türkiye1938 yılında ilk çay hasadını yapmış (135kg) ve ilk siyah çayını (30kg) üretmiştir. İlk çay fabrikası ise Rize kurulmuştur.


Ayakkabı boyacıları ile büyük şirketlerin CEO'larının, Dairedeki memur ile Dairenin genel müdürünün, Köşedeki bakkalla kalantor müşterisinin ortak ve ' Sınıfsız' ortak içeceğidir çay . Sınıfsal ayrılıkları kaldıran kaynaşma sağlayan her statüden insanın tükettiği bir sıvı olup, "içmekle eşitlenmenin" sembolüdür çay. Hayatın içinden bir şeydir. Bütün

Türkiye'de her yörede her bölgede olmazsa olmazdır çay ve çay ocakları.
Anadolukasabaların baş sembolü çay ocakları, büyükşehirlerdeki Kafelerin değişmezi.


'Buyurun oturun bir bardak çay içelim iki kelime sohbet edelim' diyerek adeta sohbet ve muhabbet kapısının kilidini açan anahtardır Çay. Ülkemiz insanının gönlü zengindir.

Çarşıda pazarda çay ısmarlamazsak sevdiklerimize, komşularımıza ayıp gelirdi. Ayaküstü sohbetler, Sıcacık sobamızın üzerinde demlenmiş çayımız vardır her daim .Demi ve kokusu yüreğimizin derinliklerinden renk almış çayımız .

 Birçok edebiyatçımıza yazarımıza ve çizerimize, siyasetçimize bütün toplum katmanlarına esin kaynağı olmuştur.

Oğuz Atay derki; "Biz, çayın yalnızlığa iyi gelen tarafını da severiz" Yine Umay Umay "Ömür dediğin bir çay içimi" kadar bir zamandır der. Çay'ın hayatlarında kapladığı yeri ifade eder. Sevgili Dostumuz Servet Yazıcı'da hep der ya "Çay Müridin Mazotudur".

Kültürümüzde ve edebiyatımızda hayatımızda bambaşka çok farklı yeri vardır çayın. Bir bardak Çay'a kendimizi teslim eder rengine, tadına, demine iltifatlarda bulunuruz çayımızın. Bazen gülerken ortağımız bezende kelimeler boğazımızda düğümlenirken arkadaşımız.

Anadolu deyişlerine konudur çay; "Çayın alt demliği, suyun devamlı kaynayıp durduğu kap, evin kaynanasıdır". Yine ; "Üst küçük demlik, evdeki gelindir.


 Alt demlik kaynadıkça o, olgunlaşır, demlenir". "Gelinin kocası ise bardaktır; biraz gelin doldurur, biraz da gelinin kaynanası gibi sürüp giden deyişler.

Vakti vardır çayın. İnsanın canı çeker. Ama mis kokulu ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan, lezzet katan dostlardır. Çay da, dost da, ikisi olmazsa olmazdır, ayrılamaz parçalardır.


Yalnızlığa hüzün taşır çay... Sohbete muhabbet...

*Aşık Veysel




2.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad