Post Top Ad

İnsanlığın baş düşmanı ; Atalet


Atalet kelime anlamı olarak tembellik,  gevşeklik, uyuşukluk kısaca eylemsizlik gibi anlamlara gelmektedir. Kısaca halk arasında "tembellik" anlamına gelir.



Uzmanlardan okuduğumuz ve dinlediğimiz, çevremizden gözlemlediğimiz kadarı ile fazlaca şöyle zuhur ediyor atalet; "Yapman gerekeni biliyorsun, yaptığında ne kazanacağını, yapmadığında neler kaybedeceğini de biliyorsun ve yine de yapmıyorsan  atalet seni esir almış, alıyor yâda almak üzere."



Atalet sadece kişisel olarak bizi değil, çoğu  insanı,  şirketi, topluluğu, grubu ve ülkeyi durduran şey. Atalet burada şöyle cereyan ediyor; " Bir kişinin, bir kurumun veya toplumun yapması gereken bir işi olması gerektiği şekilde yapmamasıdır. "



İsteksizlik, tembellik, durağanlık, üzerine ölü toprağı serilmiş gibi hareket etmek, miskinlik, marketçilik, sitemkarlık, kötümserlik gibi hepimizin etrafını adeta çepeçevre sarmış bir vaziyette atalet...



Birde çağının, hızlı iletişiminin üzerine  kattıkları var. Bir meselemi var, uğraşma ver avukata halletsin. Bir yere mi gidilecek, bir arkadaş görevlendir.


Önemli bir karar alınacak, başkan bilir. Ülkede bir sorun var, yöneten bilir. Şöyle bir fıkhi sorunumuz var, efendi bilir.


İş yeri batıyor, patron bilir. Sokakta aç yatan bir insan varsa belediye bilir, komşunun annesi vefat ettiyse rahmet olsun der ve geçeriz. Bunlarda ataletin yani tembellik hastalığının ileri boyutundandır. 



Buraya kadar yazdığım atalete uzmanlar sebep olarak şunları görmekte; "Hedef yokluğu, iç disiplin (irade) zayıflığı, kısa vadeli yani günlük düşünmek, uzağı görememek, alınganlık ve pasif direnç içerisinde yaşamak, motivasyon eksikliği, başarısızlık korkusu, yanlış yorumlanmış kadercilik, açık değil de imalı bir iletişim kültürüne sahip olmak, gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edememek vs." Yaklaşık olarak çağımız insanlarının yaşadıkları bunlar.



Yaşadığımız bu çağda, çürümeden uzaklaşmak, insan kalmak için artık bu gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmedi mi?  Ann Londers şöyle der ; " Tanrı bize iki yuvarlak organ verdi biri oturmak, diğeri düşünmek için. Başarımız hangisini daha çok kullanacağımıza bağlı"



İnsanın vicdan muhasebesi yapması yâda vicdanlı olmak bireysel bir konudur. Vicdanlı bir insan olmak ataletimizden dolayı oluşan bu toplumsal hastalıklar ve düzensizlikleri engelleyemez.



Çocuk ölüleri karaya vurmasın, balık ağlarına takılmasın, milyonlarca insan evinden, yurdundan olmasın, ahir ömrünü yaşlı nenemizle birlikte bir bardak huzurlu  çay içerek geçirmek isteyen dedemiz bombalarla ölmesin diyorsak, “Ah yavrum kıyamam sana, bu dünyada senin küçücük bedenine bir yer açamadık, özür dileriz" gibi klişe sözler söylemek yetmez.  



Sadaka vermek, mülteciye bir yemek ısmarlamak veya maddi yardımda bulunmak gerisini unutmak bizi vicdanlı insan yapmaz. Yapılması gereken bireysel ataleti terk edip, toplumsal hareket etmek değil midir? 



Yarının bugünlerden daha iyi olmasını istiyorsak, bir an önce inancımızı, motivasyonumuzu, coşkumuzu, iç disiplinimizi(irademizi) kontrol altına alıp, planımızı yapmak, her an öğrenmek, okumak, kısa seyahatler etmek, gibi hamlelerle başlamalıyız.

Merhum Ord.Prof.Dr. Ali Fuat Başgil’in şu üçlemesi bunu güzel ifade eder. "Üşenmeyin, Ertelemeyin, Vazgeçmeyin”



Alemlerin efendisi efendimiz buyuruyor ki ;" Tembellikten sana sığınırım" 



Yüce kitabımızda Asr Suresi 1 ve 2 ayetinde Rabbimiz buyuruyor ki; " And olsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içerisindedir." Yine yüce kitabımızda bir ayeti kerimede " İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" diye buyrulmaktır.




Kusursuz hale gelmeyi beklemek "ahmaklık" dır. Kusursuz hale gelmek değil harekete geçmek zamanıdır bu zamanlar. 




2.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad