Post Top Ad

Anadolu'dan bakışla 15 Temmuz darbe girişimi



Bayram Ali Akyüz

Fırsat ve zaman buldukça Anadolu'ya gezmeye giderim. Bu benim çocukluğumdan beri vazgeçemediğim ve vazgeçmediğim bir tutkumdur.
Kimileri tatillerini bir beş yıldızlı otele kapanarak yapar, kimisi sahile yada yaylara gider, bazı kimselerde köyüne gider ve oradan dışarı çıkmaz. Tatillerini orada geçirir.
Bende fırsat buldukça kendimi ya Anadolu'nun yeşil coğrafyasına yada bozkırına atmayı çok severim. O güneşin kavurduğu toprakları gezmek, elime alıp ufalayıp koklamak, bozkırdan geçerken biraz yüksek sesle Neşet Ertaş’ı, Kazım Koyuncu’yu, Aşık Mahsuni dinlemek bende bir tutku oldu geçen yıllarda.
Yine 1 haftalık bir fırsat geçti elime. Kendimi Batı Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinde buldum. Ailemle beraber dolaştık bu güzel coğrafyayı.
Hepimiz ve ülkemiz 15 Temmuz da büyük bir badire, büyük bir musibet yaşadı. Beyinleri yıkananlarla oluşturulan bir örgüt ülkeyi işgal etmeye ve iç savaş çıkartmaya kalktı. 
Binlerce insanımız kendini tankların, tüfeklerin ve silahların önüne attı. Bütün Türkiye top yekûn bu musibeti püskürttü.
Başta büyükşehirler İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere büyük kalabalıklar günlerce meydanları terk etmedi. Çoluk çocuk , genç ,yaşlı, sakat, sağlam demeden.
Büyükşehir böyleydi de, Anadolu’daki küçük şehir ve ilçeler ne yaptılar? Onlarda 15 Temmuz musibetine eşkıya hareketine topyekûn karşı koydular.
Gündüzleri 35 dereceyi bulan hava sıcaklığında sabah ezanı ile akşam ezanı arasında tarlada mahsulü ile ilgilenen insanlar darbeyi durdurmak için kah tarlasını yaktılar, kah günlerce gece yarılarına kadar meydanlarda bayrak salladılar.
Geceleri ve gündüzleri adeta birbirine karıştı. Evlerinde, ellerinde , traktörlerine bayraklar asarak sahip çıktılar ülkelerine. Alanlarda akşam toplanan kasketli amcalar, şalvarlı teyzeler, modern tarz giyinmiş teyzeler ,abiler hep bir alanda toplanmıştı. Tıpkı Ankara, tıpkı İstanbul gibi.
Anadolu illerinde particilik bir başkadır. Kim hangi partiyi tutuyorsa onu bırakmaz. Bu aileden aileye geçerdi. Anadolu da partiler farklıdır ama hayatlar birdir. Aynı camiye giderler aynı çay ocağına giderler aynı düğünde oynar aynı cenazeye ağlarlar.
Bulunduğum ilçenin meydanına baktığımda bütün görüşleri görmek mümkün oldu. Herkes darbeye ve cuntaya karşı idi. Kalabalığa karışmayanlar alanı terk etmemiş. Ya orada bir çay ocağında yada çimlerin üzerinde oturarak sabaha kadar bekliyorlardı. Kendi düşüncesinden olan yada olmayanlarla niye böyle oldu, neden böyle yaptılar, nerde yanlış yapıldı bunu tartışıyorlardı.
Şehir isimlerini yazmak istemiyorum. Şöyle bir tabloya şahit oldum. Bir ilçe merkezinin meydanında nöbet için halk toplanmıştı. Farklı görüşteki bu insanlar nöbet tutanları yalnız bırakmıyor alan etrafındaki çay ocaklarında sabahlıyordu.
Bunun adına ister nöbet deyin ister çay içmek deyin. Anadolu’da birlik beraberlik var olan bir şeydi. Ama bu musibet onları iyice pekiştirdi.
Bütün ideolojilerini unutarak günlerce eylem yaptılar. Gerek alevisi gerek Sünni’si, Kürdü, Lazı, Çerkez’i bütün renkler tek renk olarak sokakları dolduruyordu.
Yaklaşık 25 gündür sokaklarda olan bu insanlar bırakın çatışma zıtlıkları, aralarında bir basit asayiş vakası bile zuhur etmedi. Her görüş sahibi, bu musibetin başından beri liderlerinin devletin yanında olması, devlete sahip çıkması, hükümete destek olmasına sevinmişti Anadolu.
Bunun adına ister “Demokrasi Nöbeti” yada “ Millet İradesi” deyin, elbette diyebiliriz. Ama bunun adı dümdüz, bu vatan bizim, bu susuzluktan çatlayan kurak topraklar, Yeşilırmak kenarındaki sulak ovalar bizim diyordu.
Çok acı bir daram daha gözledik. Hem de çok yakıcı bir acı . Bu zalim terör örgütü, Anadolu’nun zeki ve çalışkan, bir o kadar da yoksul çocuklarının çaresizliklerini devşirmiş ve onları kandırmıştır.
Bozkırda acı bir tabloyla karşılaştım. Yıllarca tarlada çalışmış elleri nasırlaşmış yüzü sıcaktan kapkara olmuş, Ali amca ile Gülbeyaz teyze idi.
Oğullarının orduda vatanı milleti için çalışan bir subay değil de, bir hain olduğunu öğrenince yıkılmış kaderlerine ahir ömrünü hainin anne babası olarak bu kara leke ile tamamlamak düşmüş.
Bozkır'ın diğer bir ilinde ise nasırlaşmış ellerinin sahibi kahraman Başçavuş Ömer Halis Demirin babasına da ömrünü kahramanın babası olarak tamamlamak düşmüş.
Her iki babada vatana millete evlat yetiştirmek için çırpınmış.
Anadolu’nun saf temiz, fakir ama namuslu bu insanlarına bunu yapanlara Allahlımdan en büyük laneti dilerim.

Devletimiz, milletimiz büyük bir musibet atlatmıştı. Çarıklılar, şalvarlılar, şehirliler bize büyük bir vatan dersi verdi. Herkes bu musibetten bir ders çıkartmalı. Bize düşen bizi “Allahlımızla” aldatan ve aldatmak isteyenlere, kafalarımızın içini boşaltarak kendi görüşlerini ve yapmak istediklerini “ Din” diye yutturanlara kanmamalıyız. Duygularımızın ve dinimizin sömürülmesine ve istismar edilmesine Müsaade etmemeliyiz.
Devlet ve idarecilerimizin halkın bu sahiplenmesine karşı sorumlulukları iki kat daha artmıştır. Bu halkın gösterdiği bu kahramanlığa karşı artık idarecilerin oturduğu koltuk ve giydiği gömlek ateşten gömlektir.
Bu millet daha çok hizmete daha çok kazanmaya daha özgür ve adalet ortamında yaşamayı hak ettiğini göstermiştir. Hakka, özgürlüğe adil bölüşüme ve devlette idarecilerinde liyakate daha fazla daha çok önem vermemiz gerektiği bu musibetle daha iyi anladık.
Dedim ya bu 15 Temmuz direnişinin kibar adı “ Demokrasi Nöbetidir” Asıl olan ise bu vatan bizim, kimin gözü varsa oyarız demekti.
Millet olmak için birçok badireler geçirdik. Çanakkale'de, kah Kurtuluş savaşında. Millet olduğumuzu unutan dost ve düşmanlara 15 Temmuz da nasıl “ Millet” olduğumuzu gösterdiler.
Bu vatanın sahibi ve sigortası üç yıl üzerine gittiğim bozkırın bir ilçesindeki “Hoş geldin be Ali gardaşım, ne iyi ettin de gene geldin “ diyen Anadolu’nun temiz yürekli eli nasırlı, yüzü güneşten yanmış İsmail abisidir....
Selam ve saygılarımla.
Bayram Ali AKYÜZ


8.9.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad