Post Top Ad

Boraltan Köprüsü




 Ülkemiz tarihi çok geniş, eski ve zengin bir geçmişe sahiptir. Her okuduğumuzda duyduğumuzda çok ilginç, hadiselere tanık oluyoruz. Bazen büyük bir kahramanlık destanına, bazen çok hüzünlü bir olaya..

Bir büyük sevinçle karşılaştığımızda belleğimizi altüst eden bir drama da tanık oluyoruz maalesef..
Bu dramlardan hiç kuşkusuz bir tanesinde 1944 yılında yaşanmış bu olaydır. Olayın mağduru Aydın Azeri Türk askerine şöyle yalvarıyor ve ağlıyordu;




“Bizi siz öldürün, vermeyin Rus’a Yakışmaz Türklüğe, sığmaz namusa. Vahşete göz yumup silkmeyin omuz Bizi siz öldürün, varsa suçumuz.”
Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırım, bir zamanlar Boraltan Köprüsü’nde yaşanan acı olayı ve merhamet fukaralığını, “Dönek Kardaş” isimli şiirinde işte böyle haykırıyordu.

1944 Türkiye’sinde yaşanır bu dram.146 Azerbaycan vatandaşı, aydın, sınır kapımız olan Iğdır’da Aras Nehri üzerindeki Boraltan Köprüsünden geçerek Türkiye’ye sığınırlar. Kim bilir, yüreklerinde ne ümitlerle hürriyete kanat çırparlar sevinç içinde..

Sınır karakoluna sığınan hemen hemen hepsi Azerbaycan Üniversitelerinde görevli bu aydınların durumu hemen Ankara’ya aktarılır. Sovyetler Birliği de ayağa kalkmış durumda ve sığınmacıların “kendi vatandaşı!” olduğunu ileri sürerek iade edilmelerini ister. Karakolda gergin bir bekleyiş başlar.






Öz gardaşlarımız ya “öz yurtlarına” kabul edilecek ya da Boraltan Köprüsünün öbür ucunda bekleyen Rus müfrezesine teslim edileceklerdir. Sovyet mezaliminden, öz vatanlarına sığınan öz gardaşlarımız, kendilerine sahip çıkılacağından emin, bekliyorlar.
Ankara’dan gelen emir korkunç: - Ülkelerine iade edin! Sınır kara kolumuzda şaşkınlık had safhada. İnanamayıp teyit üstüne teyit isteniyor. Emir aynı: - Ülkelerine iade edin!
             





Karakol komutanı genç subay, kendilerine sığınan öz kardeşlerini, Ruslara teslim eder etmez neler olacağını aşağı yukarı tahmin ediyor. Ankara’dan gelen bu acı haber, karakollarına sığınan öz kardeşlerine nasıl söylenirdi ki? Nasıl dile dökülürdü?

Çok zor bir durum… Komutan belki de hayatının en zor cümlelerini kurmaya hazırlanıyordu. Zorlukla da olsa dile döküldü, çıkmaz olası o cümleler! ... Vatanım, bayrağım diyerek ne umutlarla sınır karakolumuza sığınan bir avuç Türk, artık Ruslara iade edilecekti.





Boraltan Köprüsünün öbür ucunda bekleyen, kanlı dişlerini sırıtarak gösteren Rusların ne yapacaklarını iyi bilen bir avuç vatan evladı, karakol yetkililerine yalvarıyorlar. - Ne olur bizleri siz öldürün, onlara teslim etmeyin.

Hiç değilse kendi toprağımızda, kendi bayrağımızın altında ölelim. Ne çare, bunu bile çok gören merhamet fukarası bir zihniyet iş başında.

 Boraltan Köprüsüne getirilen sığınmacılar, gruplar halinde karşıya geçirilmeye başlanır. Karşıda bekleyen Rus müfrezesi, karşıya geçen ilk gurubu hemen oracıkta, Türk askerlerinin gözleri önünde kurşun yağmuruna tutarlar. Olup bitenler karşısında şaşkına dönen karakol komutanı teslimat işini derhal durdurarak, durumu (bir ümit!) Ankara’ya rapor eder. - Karşıya geçenleri kurşuna diziyorlar.

Ankara’dan gelen cevap şöyledir: - Kesin emir var. Görevinizi yapın, yoksa vatan hainliği ile yargılanacaksınız!  Çaresizlik içinde son bir kez daha askerlerin yüzüne bakan sığınmacılar, sonunda beraberinde getirdikleri değerli eşyalarını ve giysilerini bırakarak,

Boraltan Köprüsünden ölüme yürümeye başlarlar. Gözyaşlarına boğulan askerler, olanları görmemek için köprüye sırtlarını dönmüşlerdir. İkisi kadın 146 öz gardaşımız, köprüye doğru yürürken; içlerinden Enver Kadızade’nin imanlı, gür sesi yankılanıyor: - Biz ölüme gidiyoruz. Yaşasın Türkiye!





Ölüme gülerek giden koç yiğitlere nispet edercesine bir haykırıştır bu! Askerlerimizin gözyaşları içinde teslim ediliyor soydaşlarımız, öz be öz gardaşlarımız. Karşı tarafta bekleyen Rus müfrezesi tarafından elleri ve ayakları bağlandıktan sonra, hemen oracıkta kurşuna dizilerek şehit ediliyorlar.

Karakol komutanı genç subayın da gördüklerine dayanamayıp, evine izine geldiğinde intihar ettiği anlatılır yürek dağlayan bu olayla ilgili.

İşte “Dönek Gardaş” şiirini bunun üzerine yazdı Azeri şair dört mısrası adeta anlatıyor herşeyi ;

Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.
Karası, karası, merhamet fukarası.
Karası, karası, merhamet fukarası.
Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.
Dönüp seslendim geri merhametsiz birine,
beni siz vursaydınız şu gavurun yerine…

1944 yılı  İktidarda Milli Şef İsmet İnönü vardır..




* Tarihi Kaynaklar



11.8.16 0 YORUM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Post Top Ad